Adını Doğru Koyalım
18 Eylül 2018 Salı Saat 11:05
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Cemal Şerik

Bugün TC devletinin yaşadığı sorunların adının doğru konulması gerekmektedir. Eğer bu doğru anlaşılmaz, ona göre de tanımlarda bulunulmazsa, olup bitenlerin muğlaklaştırılarak içerisinden daha da çıkılmaz bir hale gelmesine neden olunacaktır.

Öncelikle burada üzerinde durulması gereken husus; kapitalizmin ne olup olmadığı gerçekliğidir. Önder Apo; “kapitalizm, ekonomi değildir” demektedir. Asıl olarak da yapmış olduğu bu tespitle kapitalizmin ne olduğu gerçekliğini en yalın ve doğrudan dile getirmiş olmaktadır. O nedenledir ki, bugün Türkiye’de yaşananları bir “ekonomik kriz” olarak görmemek ve ona göre nitelendirmek de doğru değildir.

Ekonomi olmayan kapitalizmin kendi içerisinde sürekli olarak bir kriz yaşadığı da doğrudur. Ancak, kapitalist sistem içerisinde olan devletlerde yaşananların; kapitalizmin sürekli kriz halinde olmasıyla doğrudan ilişkisi olmakla birlikte, bunu birebir bugün Türkiye’de yaşananların asıl gerekçesi olduğu yönünde bir çıkarsamada bulunmak da doğru olmaz. 19.yy ve 20.yy dünya gerçekliğini ve o süreçlerde yaşanan kapitalizmin bunalımlarının nedenleri doğru çözümlendiğinde bu gerçeklik daha net bir şekilde de görülmüş olacaktır.

19. yy kapitalizmi koşullarında yaşanan bunalımların asıl nedeni ekonomi değildi. Asıl neden ekonomi üzerine tekel kurma ve buna dayalı olarak; hammade, ucuz işgcü ve pazar sorununu çözmekti. 20.yy kapitalizmi döneminde de var olan bu sorunların çözümü için -Birinci, İkinci vb. gibi dünya savaşları dahil-son derce vahşi ve insanlık değerleriyle hiçbir şekilde bağdaşmayan yöntemlere başvurulmuştu. İkinci elden kapitalist ilişkiler içerisine giren ve tamamen bir bağımlılık ilişkisi altında bulunan TC devletinin yaşadığı sorunların da, birebir bu gerçeklikle aynılaştırılması olası olmasa da, bunlarla doğrudan olan bağlarının olduğunu da reddetmemek gerekmektedir.

Kuşkusuz TC devletini; İngiltere, Fransa, Almanya, ABD vb. ile karşılaştırmak veya onlarla kıyaslamak mümkün değidir. Ancak TC’nin, bu güçlerin “gayri meşru bir çocuğu” olduğu gerçekliği de söz konusudur. O nedenle de, onların kötü, kaba bir kopyası olma gibi bir özellik taşımaktadır. Ki, Selçuklulardan, Osmanlılardan günümüze kadar var olan; sömürgeci, talancı, barbar bir devlet olma geleneğinin sürdürücüsü olması da varolan bu özelliğini daha da güçlendirmektedir.

Unutulmamalıdır ki, kendini Osmanlının devamı olarak gören ve onun enkazı üzerinde yeniden şekillendirerek 1920’lerin başlarında kurulan TC devleti çökmüştür, tam bir enkaz haline gelmiştir. Her ne kadar bu enkazı 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesiyle birlikte “İkinci Cumhuriyet” adı altında yeniden restore etmeye çalışıyor olsalar da bugüne kadar bunda başarılı olamamışlardır. Aksine çok daha fazla çözümsüz bir hale gelinmiştir. Hatta atmış oldukları her adım, onları adeta bataklıkta yürüyen birinin daha çok balçığa saplanmasında olduğu gibi, karşılaştığı akıbeti yaşar bir hale getirmiştir. TC devletinin bugün yaşadığı krizin temel nedenini böyle bir gerçeklik oluşturmaktadır.

TC devletinin bir ekonomiye sahip olduğu ve bunun üzerinden kendini var ettiğini hiç kimse iddia edemez. Çünkü kendisi ekonominin ortaya çıkardığı bir sonuç değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi, aksine ekonomi üzerine kurulan bir tekel olan kapitalizmin ikinci elden kopyası olma gibi bir özellik taşımaktadır. O nedenledir ki, bir yönüyle böyle bir gerçekliğin sancılarını ve daha da ağırlaşan etkilerini yaşarken, diğer yönüyle de kendi gerçekliği ile ilgili sorunların ağır etlikleri altında bulunmaktadır. 1920’lerin başlarından itibaren sürekli bir savaş halinde olması ve içerisine girdiği bağımlılık ilişkisi ile kendini tam bir özel savaş rejimi olarak inşa etmiş olması da bu gerçekliğin çok açık ve net bir ifadesi olmaktadır.

Böyle bir gerçeklik içerisinde TC devleti; 1970’lerle birlikte içerisine girilen finas tekel kapitalizminin yaşadığı -ekonomik değil- mali krizin etkisini çok ağır bir şekilde yaşarken, özelikle de son kırk yıldır Kürdistan’da yürüttüğü ağır sömürgeci soykırım savaşının ağırlığı altından kalkamaz bir hale gelmiştir. Bununla birlikte; bağımlılık ilişkisi içerisinde edindiği para ve iç kaynakları tükenmiştir; elinde satacak, pazarlayacak hiçbir şeyi kalmamıştır. Çıkarılan kararnamelerle el konulan servetler, satılan ormanlar dahil ülkenin tarihi ve doğal zenginlik kaynaklarından elde edilen paralar, Türkiye’ye taşınan uluslararası mafya çetelerinin, uyuşturucu şebekelerinin vb. ellerinde olan kara paralar bile hiçbir şekilde bırakalım onu ayakta tutmayı/kurtarmayı, -Doların ve Euro’nun Türk Lirası karşısında sürekli kazandığı değerde de görüldüğü gibi- nefeslenmesine bile olanak tanımamaktadır. İşte TC devletinin yaşadığı krizi böyle bir gerçeklik içerisinde ele almak ve adını da buna göre koymak gerekmektedir.

O nedenle de TC devletinin yaşadığı kriz  ekonomik değildir; malidir, siyasidir. Bu krizin asıl nedeni de pazar etrafından oluşan ilişkiler değil, Kürdistan’da yürütülen sömürgeci soykırım savaşıdır.     

Cemal Şerik

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş

ARAMA