Halep ve Savaş /2
Dizi Yazı / 11 Aralık 2017 Pazartesi Saat 17:56
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Minbiç’ten Halep’e uzanan yol güzergâhı aynı zamanda buradaki savaşın sonuçlarını da yansıtıyor

Yol boyunca Irak ve Suriye’nin diğer kentlerinden ki manzaraların aynısı karşılıyor yolcuları. Burada her yer yakılmış-yıkılmış ve tahrip edilmiş. Sanki bir deprem anı, bir tufan zamanı yaşanmış. İnsanoğlunun binlerce yıllık emeğinin ürünü ne varsa ya yakılmış-yıkılmış, ya da talan edilmiş. Burada sıradanlaşmış kötülüğün, din kılığındaki faşizmin ve zulmün askerleri olan cihadistler iyi-güzel- doğru adına ne varsa hepsini tarumar etmişler. Bıkmadan-usanmadan yakıp-yıkmışlar. Büyük bir kinle-öfkeyle, hırsla insani olan her şeyin tahribine girişmişler. Hayal etikleri Cennet’te ve hurilere ulaşmak için sınırsız bir tutku ile milyonlarca insanın bin-bir emek ve çabayla oluşturdukları yaşam alanlarını yok etmişler. Her yerde kan dökmüşler, yaşama, ilişkilere, kimliklere kan ve irin bulaştırmışlar. Her yerde insanlar arasında sınırsız bir kin-nefret iklimi oluşturmuşlar. Kin ve intikama dayalı yaşam birçok yerde akıl ve vicdanları ya esir almış ya da tamamen öldürmüş. Bu nedenle geriye insan namına düşünmeyen-hissetmeyen et-kemik yığınında oluşan bir yıkım aracı kalmış.

Munbiç-Halep yolunda mülteci kampları bulunuyor. Bunlar geçici kamplar. Fakat sanki mülteci kampları değil de her karesi yoksulluk, sefalet, acı- elem tablosu, birer mahşer yeri, can pazarıdırlar.  Sabahın köründe siyah çarşaflara burunmuş kadınlar, onların peşinde oradan-oraya koşuşturan düzinelerce çocuk, toz-toprakta yüzleri görünmez hale gelmiş erkeklerin hayata tutunma kavgaları dışta bakanları yürekten yaralıyor. Tümünün yüzleri toz-topraktan görünmez hale gelmiş. Üstlerindeki elbiseler lime-lime olmuş. Çocukların çoğu ayakkabısız ve yarı giyinik durumdalar. Yarı giyinik hallerini ellerindeki-yüzlerindeki yaralar tamamlıyor. Burada sanki hayatın gül bahçesine ağu yağmış, her şey rengini yitirmiş, solgunlaşmış ve anlamsız hale gelmiş. Kapitalist tekellerin kar hırsı her yerde olduğu gibi burada da etnik ve mezhebi temelde savaşa koşullanmış. Bu Savaş ortamında kişisel çıkarlarını korumak, ya da yeni çıkarlar elde etmek için milliyetçiliğe, hamasete sığınan akılsız politikacıların günahını yoksul insanlar, bu insanların yanlış siyasal tercihlerinin bedelini ise her zamanki gibi bir kez daha çocuklar ödemiş. Görünen manzara bunun en acımasız halini yansıtıyor. Suriye genelinde ya da Halep’te tank-top, füze, mayın, kurşun, baskın ve operasyonların yok ediciliğinde kurtulanlar bu kezde açlığa, susuzluğa, salgın hastalıklara, ya da sıcak-soğuklara yenik düşüyorlar. Tek tek ölüyorlar, grup-grup ölüyorlar. Üstelik ölümleri istatistik değer bile kazanmıyor. Giysi, yiyecek-içecek, barınma mekânlarından yoksun bu insanlar aynı zamanda her geçen gün daha fazla gelecekten de yoksun hale geliyorlar. Adil olmayan bir savaşın en acımasız günlerinden o mekândan bu mekâna savrulup duruyorlar. Savaşın en acımasız canlı hali ve sefalet tablosunu mülteci kampları oluşturur. Munbiç-Halep yolu boyunca mülteci kamplardaki trajik tabloyu yıkımın diğer kareleri tamamlıyor.

 Kesilmiş, asfaltı sökülerek tahrip edilmiş yollar, yakılmış-yıkılmış ve birer hurda yığınına dönüşmüş petrol işletmeleri, yerle bir edilmiş binalar, iş yerleri, tamamen tahrip edilmiş yüksek gerilim hatları, telefon direkleri, yakılarak enkaz haline getirilmiş otobüs, otomobil, kamyon, tankerler, yerle bir edilerek insansızlaştırılmış irili-ufaklı yerleşim alanları, giriş çıkışları halen barikatlarla kapalı sokaklar-caddeler madalyonun diğeri yüzünü oluşturuyorlar. Irak gibi Suriye devleti de artık sadece bir isimden, uluslararası arenada büyük güçlerin bir-birini suçlamak için kullandığı bir trajedi tablosundan ibarettir. Bu devletler adına halen yöneticilik yapanlar istedikleri kadar zafer naraları atsın gerçek olan budur. Suriye’de devlet ve kurumları tamamen buharlaşmış.  Sadece isimleri, bayrak vb. sembolleri kalmış.  Suriye devleti bayrak ve Esat ailesinin resimlerinden ibaret hale gelmiş. Rusya ve İran olmasa bir gün yaşama şansı yoktur. Her kontrol noktasında sayılmayacak kadar Suriye bayrakları ile çok sayıda Hafız, Beşar, Mahir ve Esat ailesinde başka kişilerin posterlerinden oluşan flamalar Suriye devletini hatırlatan yegâne işaretlerdir. Ülkesini bu hale getirmeyi başarmış Beşar büyük bir iş yapmışçasına her yere binlerce değişik pozdan oluşan posterlerini astırmış, bununla yetinmemiş, Suriye parasını kendi resimleri ile donatmış. Yakılmamış tek tük küçük yerleşim alanı dışında Halep bölgesi önemli oranda insansızlaştırılmış. Bölgede sadece kontrol noktaları ve çoktan düzenli ordu olmaktan çıkmış Suriye askerler kalmış. Suriye ordusu yeni asker bulmak için kontrol noktalarını bir tuzak olarak kullanıyor. Burada yakaladığı gençleri direk cepheye götürüyor. Fazlasıyla erimiş bu ordunun kalan kısmı talan-tecavüz vb. kötülükleri sıradanlaştırmış. Cephedekilerin durumunu kimse bilmese de binlerce kontrol noktasındaki askerlerin ortak özelikleri yüzlerine yansıyan yıpranmışlık, yorgunluk ve umutsuzluklarıdır.

Halep yapılaşma olarak dikey değil, yatay tasarlanmış bir şehirdir. Ağırlıklı olarak iki-üç katlı villa tarzı geniş avluları olan binalardan oluşmakta. Bu nedenle şehir çok geniş bir alana yayılmış. Kentin nüfusu savaş öncesi 3-4 milyon civarındaymış. Fakat şu an caddeler, sokaklar ve mahalleler bomboş, ortalıkta tek tük insan var. Halep yolu boyunca iki taraflı tüm binalar tahrip olmuş ve alan insansızlaştırılmış. Çok büyük bir alan tamamen insandan arındırılmış durumda. Yol boyu kazılmış hendekler ve toprak doldurulmuş çuvallarla yapılan mevzilerde terk edilmiş. Yolun her iki tarafında yer alan büyük buğday siloları –fabrikalar, petrol işleme merkezleri vb. ya tamamen yakılıp-yıkılmış, ya da önemli oranda tahrip edilerek kullanılamaz hale getirilmişler. Her birisi devasa bir alana yayılan bu yapılar şimdi birer demir ve moloz yığınına dönüşmüşler. Bu tahribat ortamında oldukça yüksek ve uzun bir viyadük sapa-sağlam ayakta kalmış ve rejim ile Kürdistanlılar arasında sınıra dönüşmüş. Ana yolun sol tarafında rejimin, sağında ise Kürdistan güçlerinin hâkimiyeti var. Bu tarzda şehrin %65-70’i rejim, geriye kalan kısmı ise Kürdistan'lı güçlerin denetimindedir. Birçok yerde kontrol noktaları arasında 10-15 metre mesafe bulunmakta. Mahaller halen önemli oranda boş durumda. Tek tük insanlar dolaşıyorlar. Yer yer açılmış bakkal dükkanları, ekmek satan yerler. Nalburiye benzer mekânlar ve telefoncu dükkânları göze çarpıyor. Kentte ana yol açılmış, ama çoğu cadde ve sokaklar halen kapalı duruyor. Sokak ve cadde başlarında kurulan barikatlar ve bombardımanda oluşan yıkımın enkazına dokunulmamış. Su ihtiyacı için Kızıl haç ana caddelere koyduğu kırmızı renkli büyük tankerler kullanılmakta. Günlük olarak bu tankerlere kızıl haç görevlilerince su doldurularak insanların su ihtiyacı karşılanıyor. Şehirde elektrik sistemi tamamen çökmüş. Bu nedenle her kes kendine bir jeneratör almış, elektrik ihtiyacını böyle karşılıyor. Bombardıman şehri çok fazla tahrip etmiş. Faşist çeteler yakıp-yıkmış, kullandıkları cehennem topları tahribatı derinleştirmiş. Şehirden geriye kalanı ise hırsızlar talan etmiş. Binaların kapı pencereleri bile sökülüp götürülmüş. Özet olarak kent namına geriye bir moloz ve demir yığını kalmış. Halep’e ilişkin pek çok şiir, öykü ve kitap yazılmış. Bir Rus yazarı Moğol ordularının Halep kapısına dayandıklarında, kentteki âlimler Timur’un yanına ricaya gittiklerini ve kentin güzelliğine dair övgüleri ile o zaman Halep’i Moğol istilası ve yıkımında kurtardıklarını yazar. Böylece tarih Moğolların yağmalamayıp yıkmadığı istisna bir şehir olarak Halep’i kayıt altına alır. Güncelin Moğolları olan faşist Cihadist sürülerini ise hiç bir güç durduramamış. Ne Rusların, İranın, rejimin bombardımanı, Nede YPG'lilen dişleri, tırnakları, çelikten iradeleri ve avuçlarında yürekleriyle yürüttükleri direniş şehrin yıkımını önleyememiş. Kenti ele geçiremeyen çeteler her yeri yakıp-yıkarak Halep’i baştan-başa bir enkaza, bir harebeye çevirmişler. Bir yıkım aracı, bir kötülüğün sıradanlaşmış hali, kollektifleşmiş alçaklığın, akıl, onur ve vicdandan yoksun hale gelmenin adı olan faşist çete sürüleri kentten geriye sadece bakanı kahredecek bir enkaz bırakarak cehennemin yolunu tutmuşlar. Bundan dolayı kurtulan bir şehir yok.  Çünkü artık yeryüzünde Halep diye bir kent yok. Ama burada direnen, savaşan ve bedel ödeyenler sayesinde insanlık bir kötülükler ordusunda, insani olan her şeye düşman bir faşist sürüden kurtulmuştur. Bu nedenle direniş üniformasını taşıyanın rengi, kimliği, kültürü, inancı ne olursa olsun, burada bir duvar yazısında yer aldığı gibi 'Tanrının soytarılarına karşı 'savaşana- toprağa düşene, bedel ödeyene ve özgür bir yaşam düşü kurana saygı duymak, selam durmak insan olmanın ölçütüdür.

Devam edecek;

Can Toprak

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke

TAGS(ETIKETLER): Halep  ve  Savas  2  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.