04 Haziran 2017 Pazar Saat 20:04 // Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
Tarih Şimdidir-Kürdistan Tarihine Özlü Bir Bakış-21

Kürtlerde direniş öncesinin en kapsamlı örgütlülüğü Xoybûn Ce-miyeti, 5 Eylül 1927’de Lübnan’da kurulur. İlk lideri Celadet Ali Be-dirxan olduğunu biliyoruz. Dört parçanın Kürtlerini de içine alır. Üyeleri arasında Kürt aristokrasisinin öncü kişilikleri ağırlıkta olsa da kadınlar, öğrenciler, köylüler, işçiler de yer almaktadır

Xoybûn Cemiyeti

Kürt Teali Cemiyeti, Teşkilatı İçtimaiye, Kürt Millet Fırkasının da kimi eski üye-leri Xoybûn’un kuruluşunda yer almaktadır. Xoybûn’un kuruluşunda yukarıda ifade edildiği gibi Bedirxanlılar. Sonradan Suriye de kurula-cak olan Hawar ve Ronahi dergileri için en büyük desteği Fransızlar-dan aldığını, Celadet Bedirxan’nın kendisi belirtir. Xoybûn Örgütü; Ermeni Taşnak Cemiyeti ile ilişki kurar, ABD, İtalya, İngiltere, Fransa yetkililerine mektuplar gönderir. Süreyya Bedirxan’ın, Xoybûn tem-silcisi olarak ABD’ye bir ziyarette bulunduğu söylenir. Xoybûn, tüm Kürtlerin ulusal birliğini hedefler. Ancak başarılı olduğunu söylemek zordur.

Xoybûn’un, Kürtler önemli tarihi bir süreçten geçerlerken oluştu-rulmuş olması son derece önemlidir. TC Devleti Kürt Halkı’na karşı topyekûn bir saldırı başlatırken kuruluşunu ilan etmek bu bağlamda önemli bir direniş potansiyeli sergileme kararlılığını da

Yukarıda ikinci maddede dile gelen “Türkiye boyunduruğu altında Kurdistan ve Kürtlerin kurtuluşu” cümleleri bu bağlamda son derece önemli ve tarihidir. İfade ettiğimiz gibi bu yaşanan faşizme karşı ciddi bir duruş sergilemenin de kararlılığıdır. göstermektedir. Bu duruş esasta Xoybûn’un ilk beş maddesine de yansımaktadır.

“1-1927 senesi Eylül ayının beşinci günü toplanan Birinci Kürt kongresinin kararıyla ve Xoybûn adıyla, ulusal bir Kürt örgütü kurul-muştur.

2- Örgütün amacı, Türkiye boyunduruğu altında Kurdistan ve Kürtlerin kurtuluşu ve doğal ve ulusal sınırları içerisinde bağımsız bir Kurdistan devletini kurmaktır.

3-Bu amaca ulaşabilmek için örgüt, tüm Kürtleri etrafında toplayacak, karşılıklı çıkarlar çerçevesinde her türlü unsurla ilişkiye geçecektir.

4-Kürt ulusal andını ve bu tüzüğün gereklerin kabul eden ve yerine getiren her Kürt, Xoybûn örgütüne girebilir. Her fert, örgüte giriş esnasında bir giriş ücreti verecek ve aylık bir taahhütte bulunacaktır.

5-Örgüte girecek olan her kişi, görevli bir heyet huzurunda, belir-lenmiş olan yemini okumak zorundadır.”

Başkan Apo Xoybûn’u değerlendirirken: “Suriye’deki Fransız manda rejiminin İkinci Dünya Savaşı’na kadar sürmesi, Kürt aydınlar için kısmi bir özgürlük ortamı sağlamıştır. Dergi çıkarma ve örgüt kurmada fazla zorluklarla karşılaşmamışlardır. Fakat yasal bir Kürt statüsü de oluşturulamamıştır. Celadet Ali Bedirhan ve çevresinin dönemin Anti-Kürt uygulamalarını izlemesi ve buna karşı silahlı mücadele deneyimlerine girişmesi (Osman Sabri’nin Kâhta dağlarındaki gerilla denemesi), Ağrı İsyanı için Xoybûn (‘Kendi kalma’, ‘kendi olma’ anlamında isabetli bir adlandırma oluyor) örgütünü kurması ve Hawar dergisini çıkarması bu dönemin önemli çalışmalarıdır. Birçok diplomatik girişimleri de olmuştur. Fakat istenilen başarı elde edilememiştir. Döne-min hafızayı yok etme girişimleri göz önüne alındığında, bu faaliyetlerin önemli olduğu açıktır” demektedir. PKK Hareketi’nin yanı sıra Xoybûn Hareketi’ni genel Kürdistan’ı ele alan, ona göre bir yaklaşım sergileyen bir hareket olarak ele almak yanlış olmayacaktır. Yukarıda da ifade edildiği gibi istenilen başarıyı elde edememiş olsa da, tarihe bir not düşmesi açısından çok önemli bir kilometre taşı olduğu açıktır.

f- Ağrı Direnişi ve İhsan Nuri Paşa

1927 yılında Ağrı’daki “isyanı” durdurmak ve anlaşmayla sonuç-landırmak için harekete geçen devlet, bölgedeki direnişçilerle ile görüşmesi için 12 milletvekili göndermiştir. Daha önce askeri güç kullanarak, bastırılmaya çalışılan direniş başarısızlıkla sonuçlanınca sakinleştirme politikasının bir gereği olarak devlet uzlaşma yolları aramıştır. 1927’de oluşturulan Xoybûn, İhsan Nuri Paşa öncülüğü ve komutasında Kuzey Kürdistan için bağımsızlık, İngiliz ve Fransız denetimindeki Güney Kürdistan için ise özerkliği talep etmiştir.

İhsan Nuri Paşa kimdir? Ağrı Direnişi’nin liderlerinden İhsan Nuri Paşa, Bitlis’lidir. Türk Ordusu’nda görev yapmış bir komutandır. Cumhuriyetin ilanı ile Kürtlere verilen sözler tutulmayınca, İhsan Nuri görevini bırakır ve Kürdistan'ın özgürlüğü için direniş hazırlık-larına başlar. İhsan Nuri anılarında o dönemi "Esir yaşamaktansa, savaşarak ölmek daha iyidir" diye tanımlar.

TC Devleti Şeyh Said öncülüğünde gelişen isyanı bastırınca, zafer edasıyla Kürdistan’ın her yerine dönük bir saldırı planı başlatmıştır. Bu saldırıların ilk hedefi, sindirmek için ne gerekiyorsa onu yapmak-tır. Bunun için ilk elden soykırıma başlamışlardır. İsyan liderlerini, liderlik potansiyeli taşıyabilecek herkesi ipe götürürlerken, kentleri ve kırsalı da topa tutmuşlardır. Yüz binlerce Kürt insanını isyan son-rası çıkarılan Mecburi İskân Yasasına dayanarak Kürdistan'dan sür-gün etmişlerdir. Türkleştirme planlarına yoğunca girişmişlerdir. İtti-hat Terakki döneminde dile getirilen Türkleştirme projelerine hız verilerek, Kürdistan Coğrafyası’na on binlerce Türk ya da göçmen özenle seçilerek yerleştirilmiştir. Kürdistan bu yıllarda tarihin tanık-lık etmiş olduğu en faşizan özel baskı ve zor uygulamalarıyla yürütü-lecektir. Takrir-i Sükûn Kanunu, İstiklal Mahkemeleri, Umumi Müfet-tişlikler Kürdistan için devletin korkutarak eritme kurumlarıdır.

Devletin bu faşizan saldırılarına karşı, Kürdistan’ın birçok yerinde direnişler gelişti. Küçük çaplı olanından, kapsamlı olanına kadar on-larca direniş yaşandı. Var olan tabloya karşı Kürtlerin yapacakları başka bir şeyleri de yoktu. Ya teslim olacaklar-ki bu onursuzluk ola-cak, ya da direnecekler bu da sonu belli olmayan yenilgiler olacaktı. Tipik bir Kürt Kapanı…

Kürt Halkı TC’nin saldırılarına karşı hareketlenmeye başladığı sa-halardan bir tanesi de Ağrı olacaktı. Kemalist Rejim 1927 yılının Eylül ayında büyük bir askeri güçle Ağrı dağına karşı Salih Paşa Komu-tası’nda saldırıya geçer. Bu saldırısında Kemalist Rejim, herhangi bir başarı elde etmeden geri dönecektir. Kürtler, baskı ve zulme karşı direnerek gelip yerleşmiş oldukları onlarca aşiret ile kalelerini savu-nacaklardır. Kayıpları olacaktır, ancak yenilmeyeceklerdir. Xoybûn bu süreçten önce Lübnan’da kurulmuş bir ortak Kürt Cephesi Örgütü olarak Ağrı Direnişi’ne duyarsız kalmaz. Direnişin yenilmemesi ar-dından Xoybûn, Ağrı’da "Kürt Milli Toplantısı" yaparak, "Ulusal Hükümet"in kurulduğunu ilan eder. Hedef olarak da bağımsız bir Kürdistan’ı tespit eder.

Xoybûn, Direniş’in askeri liderliğine İhsan Nuri’yi, siyasi liderliğine de İbrahim Heskê Teli’yi atar. İhsan Nuri elindeki ilkel bir matbaa ile "Agirî" ve "Gaziya Welat" adında iki gazete çıkartıp propaganda çalışması yapar. "Agirî Agir Dibarîne" (Ağrı Ateş Yağdırıyor) başlıklı bir bildiri yayınlayıp, direnişin amaçlarını halka açıklar. İhsan Nuri Paşa eski bir subay olarak devletin savaş tarzını bildiği için, zayıflıklarını da bilmektedir. Bunun için gerilla tarzı diye bileceğimiz bir mücadele biçimiyle devleti yıpratarak, Kürdistan’dan çekilmesini hedefler. Önce devlet yıpratılacak, vuruşlar yumuşatılacak, otoritesi zedelenecek peşinden de bir halk ayaklanmasıyla hedefe ulaşmayı öngören bir strateji benimsemiştir. Denilir ki; ilk Kürdistan Bayra-ğı’nın kullanıldığı yer ve zaman, Ağrı Dağı Direnişi’dir.

Direniş giderek çok tehlikeli bir boyut almaktadır. Sağlam bir ön-cülüğe sahip görünen direnişi bastırmanın başka yolları aranacaktır. Osmanlı geleneğini iyi özümseyen Kemalist rejimin soykırımları so-nuç almayınca, Kürt Halkı’nı aldatmak amaçlı daha önce sürgün edi-lenlerin ve esir alınanların bırakılması için bir af kanunu çıkartılır. Duyarlı direniş liderliği ile Xoybûn örgütü, bu affa kanmama ve oyu-na gelmeme uyarısı yapar. Halk bu affa tenezzül etmeyince, bu defa da direniş liderliğini-geçmiş tarihimizde bolca görülen-satın almak için vaatlerde bulunulur. 1928 Yılı’nda yapılan bir görüşmede Kema-list Rejim İhsan Nuri Paşa’ya üst düzeyde askeri rütbeler teklif eder. Bugün korgenerallikle kıyaslanacak tekliflerdir bunlar.

Bu satın alma girişimine karşı İhsan Nuri Paşa’nın cevabı “derhal Türk Devleti’nin Kürdistan'ı boşaltması ve Kürdistan'ın egemenliğini tanıması” biçiminde olur. Benzer teklifleri direnişin diğer lider kad-rolarına da TC Devleti götürür. Ağrı Direnişi’ni ilk günden başlayarak örgütleyen ve yürütenlerin başında Bıroyê Heskê Telî gelir. Bıroyê Heskê Telî, bir nevi liderliği Xoybûn’un tayin ettiği Ağrı’ya görevlen-dirmiş olan İhsan Nuri’ye bırakır. Ancak belirttiğimiz gibi Bıroyê Heskê Telî direnişin en önemli isimlerindendir. TC Devleti bunu bil-diği için ona da çeşitli vaatler içeren mektuplar gönderir. TC Devle-ti’nin bu mektuplarının birine: Bıroyê Heskê Telî şu cevabı verir:

“Beyazıt Valisi Süreyya Bey,

1360 No ve 28.2.28 tarihli mektubunuza cevap veriyorum. Mektu-bunuzu zevkle okudum. Mektubunuz, bizim teslimiyetimizi kabul etti-ğinizi bildiriyor. Oysaki biz, hiçbir resmi makama teslim olmak isteği-mizi ya da boyun eğdiğimizi söylemedik. Eğer gerçekten bir af varsa, bu genel olmak ve uygar çağımızın yasalarına uygun olmak zorunda-dır. Eğer hükümet, Af’la cahil insanları aldatmayı amaçlıyorsa bu başka bir sorundur. Demek ki, bizim gibi insanlara bu tür bir şeyi istemeniz gerekmez. Çünkü biz, yeterince tecrübe sahibi, dünyayı gören, tanıyan insanlarız…

Türk hükümeti bunu kabul etmek zorundadır. Eğer siz uygarlığa, çağımıza, ırkımıza ve dinimize uygun olarak bir genel af çıkartırsanız onu zevkle kabul ederiz. Ama eğer bu önlemlerle, halen vahşi gözüyle gördüğünüz insanları kastediyorsanız, aldatılacak hiç kimseyi bulamasınız… Ancak bütün sürgünler yurtlarına döndükten sonra bizim de dönüşümüz söz konusu olabilir…” (Kemal Süphandağ, Ağrı Direnişi ve Haydaranlılar)

Devam edersek: Ağrı merkezli Kürt Direnişi giderek kök salmak-tadır. Kendi kurumlaşmalarını oluşturmaktadır. Xoybûn, Ağrı'yı "Ba-ğımsız Kürdistan'ın bir vilayeti" olarak ilan eder. Yerel yönetim oluş-turur, valiler ve müdürler atar.

Ağrı Direnişi, salt Ağrı ile sınırlı değildir. Sonradan Tahran’a çeki-lecek olan İhsan Nuri Paşa’nın “Ağrı İsyanı” adlı anı kitabında, gerilla tarzı her yere küçük örgütleme ve eylem birimleri gönderdiğini öğreniyoruz. Bingöl’e, Hakkâri’ye, Van’a, Bitlis’e ve hatta Dersim’e kadar giden timleri olacaktır. Gelişmeler bu yönlü olurken, 19 Hazi-ran 1930 yılında yeni bir direniş patlak verir. İhsan Nuri Paşa’nın örgütleyip gönderdiği birimler, birçok yerde halkla ilişkilenerek ye-relde Kemalist rejimin askeri güçlerine saldırırlar. Direniş boydan boya yayılmaktadır. Söylendiği gibi ‘birkaç şaki’ değildir. Direnen bir halktır. Birçok yerde kurtarılmış alan diyebileceğimiz devlet güçleri-nin giremediği sahalar oluşturulmuştur.

Yüzlerce –tam 1700-asker esir alınmıştır. Bunlar da öyle söylen-diği gibi on binlerce Kürt Savaşçısı’nın katıldığı baskınlardan alın-mamışlardır. Ağrı İsyanı adlı kitapta, Başkale civarında görevden dönen Kürt Direnişçiler, bir tabur Türk askerine rast gelirler. Pusu atarlar. Hepsini teslim alırlar. Ancak teslim aldıklarını nasıl götüre-ceklerini bilemezler. Tabur yaklaşık 120 askerden oluşuyor. Direniş-çilerin sayısı ise 15’dir. Buldukları çözüm yolu şudur; herkesin sila-hını yere bırakması, geride kalan birkaç askerin yere uzanması, di-ğerlerinin de yol yol Van’a doğru gitmelerine izin verilecektir. İşte çokça söylenen “on binlerce Kürt şakisi” bu örgütlenmiş az sayıda silahlı direnişçilerdir. M. Kemal’in dış basına verdiği bir demeç olarak: “Bu Kürt Savaşı’nın fazla sürmesi halinde bizzat Kürdistan’a gidip ayaklanmayı bastıracağını” sarf ettiği sözler, böylesi bir süreçte sarf edilmişlerdi. Ekleyelim ki, tüm bu direniş sürecinde aslen Çerkez olan İhsan Nuri Paşa’nın eşi Yaşar Hanım da aktif bir savaşçı olarak katılır. Direniş Ağrı’da sürerken Kürdistan’ın başka coğrafyasında destek sunanların yanı sıra bizatihi TC Devleti’ni zayıflatmak için küçük çaplı da olsa direnişler yaşanıyor. Bunlara örnek olarak Haco Ağa’nın Nusaybin civarlarında gerçekleştirdiği eylemlikler verilebilir. Yine Şeyh Abdurrahim, Yado ve Şeyh Tahir gibi tanınmış Kürt liderler de Ağrı üzerindeki baskıları hafifletmek için birçok eylemlilik içerisine girmişlerdir. Urfa’dan, Cizre’ye, Nusaybin-Cizre ve Mardin-Viranşehir hattında önemli eylemliklerde bulunmuşlardır. Hatta yer yer daha içlere doğru da bu eylemliliklerini geliştirmişlerdir. Xoybûn’un aldığı karar gereği gerçekleşen bu eylemlilikler büyük özverilere rağmen istenen sonucu alamamıştır.

Yukarıda da dile getirdiğimiz gibi; İhsan Nuri Paşa Türk Devle-ti’nin tüm rüşvet ve satın alma girişimlerini reddederek Türk Ordu-su’nun Kürdistan’dan çekilmesini tek şart koşmuştur. Direnişin ba-şında okumuş, aydın ve askerlikten anlayan İhsan Nuri Paşa bulunsa da; Kürt tarihsel hastalığı olan öngörüsüzlük, saflıktan kaynaklı İran'a aşırı bel bağlaması ve tabiî ki iç ihaneti de hesaba katmama sonucu, İran ve Türk askeri güçlerinin-İran’a yönelerek-iki tarafta ezme girişimi sonucunda, direniş çok kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Katliamdan sonra yapılan sürgün ve göçertmedir.

Kemalist Rejim, Ağrı’ya karşı düzenlediği tüm saldırılarında başa-rısızdır. O yıllarda Ağrı Dağı’nın bir kısmı İran toprakları içerisinde yer almaktadır. Zorlanma durumunda İhsan Nuri Paşa’nın güçleri diğer tarafa geçmektedirler. Bu durumu öğrenen Kemalist Rejim, İran'la anlaşarak, onun tarafına düşen Ağrı eteklerinin aşağılardan başlayarak yamaçlarına kadar İran güçlerinin tutmasını isteyecektir. Daha sonra yapılan başka anlaşmalar sonucu, Ağrı’nın tümü Türki-ye’ye dahil edilecektir. Bir yandan hava saldırıları, diğer yandan topçu atışları derken Ağrı tam bir savaş alanına çevrilecektir. Savaşın uzaması ve ikmal yollarının İran Devleti tarafından kesilmesi ile bir-likte, giderek İhsan Nuri Paşa’ya ait güçlerin cephanesi bitecek ve geri çekilmek zorunda kalacaklardır.

25 Eylül’de direniş bastırılacak ve İhsan Nuri Paşa İran’a geri çeki-lecektir. İran’a çekilse de halen İranlıların Kürtleri arkadan vuracak-larına inanamaz-“ne de olsa İranlılar da Ari’dir” der. Halbuki İran’ın o zamanki şahı olan Rıza Xan Türkiye’de tam 3 ay ağırlanmış, her yere götürülüp gezdirilmiştir. Bu gezinin faturasının Kürtler için ağır ol-duğunu bir kez daha tarih göstermiştir. İran Devleti sadece sınırı Kürtlere kapatmamıştır. Aynı zamanda Doğu Kürdistan'da direnişçi-lere destek sunanlara da yönelmiş ve birçok Kürt insanını katletmiş-tir. Bunlardan en bilineni, etkili olan Usibê Evdal’ın önce sınırlandı-rılması, sonra tutuklanması ve ardından ise tutuklayarak Tebriz’te zindanda katletmeleri olmuştur. Bu bölümü kapatırken belirtelim ki: İhsan Nuri Paşa, 18 Mart 1976'da Tahran’da bir kaza sonucu yaşamını hüzünlü bir Kürt savaşçısı olarak yitirecektir.

Evet, direniş bastırılmıştır. Her zaman olduğu gibi her direniş sonrası gelişecek olan soykırım girişimleridir. O dönemin Nazi hay-ranı Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, Türk olmayanların nasıl bir muameleye tâbi tutulacağını sakınmadan şöyle dile getirmiştir: “Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır. Türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı.” (Milliyet, 19 Eylül 1930)

Direniş yenilgiyle sonuçlansa da birçok direnişçi, mücadelelerine devam ettiler. Bıroyê Heskê Telî ile baş edemeyen Türk Devleti, önü-ne kattıkları Emirhan ismindeki bir cahş’ın eliyle pusuya düşürülerek ağır yaralı olarak ele geçtikten sonra katledildi. Yine direnişlerine devam eden; Reşoyê Silo, Şeyh Zahir, Seyithan ve Alican gibi tanınmış Kürt şahsiyetler direnişlerini gerilla tarzında birkaç yıl daha sürdür-düler.

1400 Kürt Ailesi sürgün edilir, çoğu sürgün yolunda katledilir. Ve Kürtlere yönelik olarak tarihin en vahşi katliamlarından biri olan Zilan Katliamı yapılır. Tendürek’ten başlayıp Çaldıran’a kadar uzanan onlarca yerleşim merkezinin bulunduğu upuzun ve çok geniş vadi boydan boya kana boğulur. Tendürek’ten inerek aşağıdan da Çaldı-ran’dan vadiye girerek tek bir canlı bırakılmaz. Kimi yazarlara göre 45 bin, kimilerine göre ise daha fazla Kürt katledilecektir.

Burada kırk dört köyün yakılıp yıkıldığını devletin belgeleri söy-lüyor. Yine her direnişin ardından olduğu gibi halkın tüm mal varlı-ğını da talancı devlet el koyarak, sözde kendisine medeniyetin eli kanlı yolunu açıyor.

Bunlar yetmiyor bir de 2 Temmuz 1930 tarihli cumhuriyet gaze-tesinde: “Eşkıya tenkil ediliyor. Kuvvetlerimiz Ararat Ağrı dağını ta-mamen kuşatmışlardı. Hükümet bu kez Şark (Doğu) meselesini kökünden hal etmeğe karar verdi.

...Hükümet imhaya azmetmiş… Halkın hayvanlarını çalan, köyleri yakıp yıkan bu haşerenin artık tamamen kökü kesilmek üzere… Yalnız adi bir hırsızlık için değil, anavatanda yeni bir irtica hamlesi yapmak hırsıyla hudutlarımıza saldırdıkları anlaşılan müfsitlerin (fesatçı), bu sefer katiyetle boğulması azmiyle tedbir alındığı muhakkaktır…” diyerek hakaret edilmektedir. (Kemal Süphandağ, Ağrı Direnişi ve Haydaranlılar)

Elbette bunlar yetmemektedir: Vakit gazetesi 13 Temmuz 1930 günü: ”Asiler beş günde yok edildi. Zeylan deresindekiler tamamen yok edildi. Bunlardan bir kişi dahi kurtulamamıştır. Ağrı’da hareket devam ediyor. Dünden beri hareket sahasında kalmamıştır. Büyük kuvvetlerimiz yüksek sarp dağlara iltica edenleri de mahvetmiştir. Zeylan deresi yüzlerce cesetle doludur…” diyerek zılgıt atmaktadır.

Yine cumhuriyet gazetesi 14 Temmuz 1930 günü: ”Hayvanlarla bir damda yatan, hela yapmayı bile bilmeyip de evlerinin üstünü ve kırları gübreliğe çeviren bu iptidai(ilkel) çevreye; ordumuz ayni zamanda medeniyet getirmiştir. İnsanca yaşamayı aşılamıştır.” (Türk basınında Kürtler, Faik Bulut)

Son olarak ırkçılığın ve faşizan düşüncelerin derinliğini göstermek için:

“Ağrı dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1500 kadar şaki kal-mıştır. Tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman edi-yorlar. Ağrı dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Tür-kün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkıyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zilan harekâtında imha edilenlerin sayısı 15 bin kadardır. Zilan deresi ağzına kadar ceset dolmuştur… Bu hafta içinde Ağrı dağı tenkil harekâtına başlanacaktır. Kumandan Salih Paşa bizzat Ağrı’da tarama harekâtına başlayacaktır. Bundan kurtulma imkanı tasavvur edilemez.” (16 Temmuz 1930, Cumhuriyet Gazetesi)

Yıllar sonra Zilan vadisinde halen mağaralarda ve kaya diplerinde insan kemiklerine rastlanılması vahşetin düzeyini gözler önüne ser-mektedir.

Herkesi ezdiklerine inandıkları için olmalıdır ki yıllarca başta Kürtler olmak üzere onlarca farklı halkın ve inancın başına 1933 yılında yazılan “Andımız” adlı şiar bela edilecektir. "Türküm, doğru-yum, çalışkanım/İlkem/ Küçüklerimi korumak, büyüklerimi say-mak/Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir./ Ülküm; Yükselmek, ileri gitmektir./ Ey Büyük Atatürk!/Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim./ Varlığım, Türk varlığına armağan olsun./Ne mutlu Türküm diyene!" Herhalde dünyada bu kadar faşizan bir andı ya da şiarı yazan olmamıştır. Bu and bile Kültürel Soykırım’ın ne kadar derinlere götürülmek istendiğinin göstergesi olması anlamında çok çarpıcı bir örnektir.

Devam Edecek: Dersim Direnişi, İnönü’nün Kürt Raporu, İhanet ve Soykırım

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Yayınları

Tarih Şimdidir-Kürdistan Tarihine Özlü Bir Bakış

Kasım Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html