17 Haziran 2017 Cumartesi Saat 20:32 // Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
Tarih Şimdidir-Kürdistan Tarihine Özlü Bir Bakış-22

Dersim bölgesi, Kürdistan tarihinde özgün bir yeri olan bir alandır. Denilebilir ki; Dersim topraklarına uzun yıllar tek bir düşman askeri ayak basmamıştır. Dersim Alevi bir bölge olarak aşiretler tarafından idare edilmektedir. Dini bağlardan dolayı birbirlerinden elbette kopuk değillerdir

Dersim Direnişi, İnönü’nün Kürt Raporu, İhanet ve Soykırım

Osmanlı İmparatorluğu döneminden başlayarak daha önceleri Dersim’de onlarca saldırı yapıldığını da ekleyelim. Örneğin, 1797 yılında Kör Yusuf Ziyaeddin Paşa ismindeki Gürcü Osmanlı komutanı Kürdistan’a Beylerbeyi olduğunda, ilk yaptığı iş Dersim’de 150 aşiret önde gelenini Erzincan’da yanına davet ederek katletmesi oluyor. Buna benzer olaylar hep yaşansa da, Dersim bir gün bile Osmanlıya teslim olmamış ve Osmanlı’nın boyunduruğunu asla kabul etmemiştir. Dersim’e 108 kez sefer yapıldığını söyleyen Türkçü Osmanlı aydınlarından olan Naşit Hakkı “Devlet Dersim'e sefer etmiş ama zafer eyleyememiştir!” diye de eklemiştir.

Dersim’e uzun yıllardan sonra, ilk kez 1938 Yılı’nda yabancı askerler ayak basacaklardı. Kürdistan’ın birçok yeri susturulunca sıra Dersim’e gelecektir. Önceleri Dersimle özel ilişki kurup Kürt Direnişleri’nde tarafsız kalmasını sağlayan Kemalist Rejim, adım adım Dersim’e dönük saldırı hazırlığı başlatacaktır. Önce “Tunceli Kanunu”nu 25 Aralık 1935’te 2884 sayılı kanunu çıkaracaklardır. Dersim (Bileşik bir kelime olarak düşünüldüğünde gümüş kapısı ya da gümüşten kapı anlamına gelir) ismi değiştirilecektir. Kendilerince “gümüş kapısını” bir Tunç Eli’yle fethedeceklerdir. Bunun için Dersim’in ismini Tunceli yapacaklardır. Kürdistan’da direniş ardından birçok yere Genel Müfettişlikler kurulur. Dersim birkaç İl’le birlikte (Elazığ, Erzincan, Bingöl) birinci genel Müfettişlik içerisinde yerini alacaktır. Ancak gelecekte saldırılarını daha sağlam merkezileştirmek için Dördüncü Genel Valilik kurulacaktır. İstiklal Mahkemesi kurulacak. Başına ise Abdullah Alpdoğan getirilecektir. Alpdoğan Koçgiri İsyanı’nı ve yine daha sonra İzmir’de Yunanlıların vahşi katledilmesinde birinci derecede rol almış olan Sakallı Nurettin Paşa’nın damadıydı. Alpdoğan, hem Dersim’in valisi hem de askeri kumandanıdır.

Abdullah Alpdoğan’ın Dersim’i nasıl Tunceli yaptıklarını anlatan yazısı uzun da olsa buraya alarak sömürgeciliğin zihniyet yapısını gözler önüne sermek bir gerekliliktir.

“Bizim büyük dedelerimiz henüz Orta Asya’da yaşadıkları zamanlarda tunç yapmasını öğrenmişlerdi. Bugün medeniyetin bayraktarlığını yapan Avrupa kıtası daha taş devrini yaşamaktayken Orta Asya’da Türkler, tunç devrine çoktan girmişler. Ve bu tunç medeniyetini de çok ileri götürmüşlerdi. Madenleri işlemesini çok hünerli bir şekilde becermişler. Bakır ile kalayı yekdiğerine birbirine karıştırarak daha kuvvetli ve daha dayanıklı şeyler vücuda getirmişler. Ve hatta ince sanat denilen işlemler ve zarif aletler yapmışlardır. Lakin artık bütün dünyaca öğrenilmiş olan o büyük kuraklık Asya kıtasının ortasındaki büyük denizleri bile kurutunca medeni hayat çölde kalamamış ve büyük göç başlamıştır…

İşte büyük göç ve akın günlerinde Asya dağlarına yol tutan Türkler, bu yolları takip ederek bugün Dersim dağları dediğimiz ve fakat Asya dağlarının devamı olan Toros dağlarına ulaşıyorlar. Şimdi Dersim denilen bölgede kendilerine en uygun tabiat şartlarını buldukları için burada yerleşip kalıyorlar. Maden işletmesini çok iyi bilen adamlar Dersim’de bakır ve kalay madenlerinin yan yana ve pek zengin halde bulunduğunu görüyorlar. Burada da yerleşiyorlar. Dersim’de ve bu dağlarda yerleşenler orada hemen kendi medeniyetlerini kuruyor ve bakırla kalayı işleyip yine tunç yapmaya başlıyorlar. Burada o günlerden kalan maden ocakları halen görülmektedir. İşte şimdiye kadar zanlar ve tahminler üzerine uydurmalarla, Dersim adıyla anılan ve bu güzel yerlere en uygun ve tarihin özünden süzülüp çıkarılan bu ad yeni Tunceli adı verilmiştir. Bu bölgenin bakırı ve kalayı, taşı ve toprağı kadar sakinleri de Türk’tür. Hem de soyları karışmamış dipdiri ve tam manasıyla Öz Türklerdir.” (Altan, sayı. 15 taksim 1936)

Elbette sömürgeciler yapmak istediklerini sadece Dersim’e özgü düşünmemektedirler. Dersim’e özgül kararname salt Dersim merkezini kapsamamaktadır. Bu kararname Dersim’e komşu Alevi yerleşim merkezlerini de içine almaktadır. Yukarıda dile geldiği gibi Dersim’in silahlarını iade etmesi istenir. Silahsızlandırma için kanun çıkarılır. Dersim silahlarını vermeyince kuşatılır ve “Yasak Bölge” ilan edilir. Abluka ve yasak bölge ilan etmekle birlikte Dersim’in etrafına askeri kışlalar yerleştirilir. Karakollar kurulur. Mameki yani Manikan köyü-eskiden Mazgirt’e bağlı bir köy-Tunceli’nin yönetim merkezi olarak kullanılır.

Unutmayalım ki aslen Bitlisli ve sözde bir Kürt ailesi olan Kürümoğlu ailesinden gelen İsmet İnönü ismindeki kişi, henüz 1930 yılında Dönemin Başbakanı iken o Milliyet Gazetesine verdiği bir demeçte: "Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırkî birtakım haklar isteyebilir. Başka hiç bir kişinin buna hakkı yoktur…“ diye bilecek kadar ırkçı ve faşist bir zihniyete sahip bir kişiliktir. (Milliyet gaz. 31.8.1930)

Aynı yıllarda benzer faşizan söylemleri söyleyecek Türk Devleti’nin büyükleri de olacaktır.

1931’de Genelkurmay Başkanı olan Fevzi Çakmak ise, hükümete verdiği bir raporda “Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder. Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır.” diyecek kadar azgındır. Aynı Fevzi Paşa’nın; “biz bunların cahilleriyle baş edemezken okumuşlarıyla hiç edemeyiz” dediği de söylenir.

1931’de Birinci Umumi Müfettişi İbrahim Tali (Öngören) izlenecek yöntemi: “A. Bütün Dersim’in hariçle münasebetini kat ederek (keserek) taarruzlarına ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya icbar etmek (zorlamak) ve şu suretle Dersimi fenalardan tahliye. B. Her tarafı esaslı surette kapadıktan sonra ihata çemberini tedricen darlaştırmak ve fenalıklardan dolayı yakalananları derhal Dersim’den çıkarak Garba atmak ve serpiştirmek” diyecek kadar bir Nazi faşistidir. 

1932’de ise, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Hükümete verdiği bir raporunda : ‘’Dersimliler’e kendilerinin aslen Türk olduklarını öğretmek lazımdır. Kuzey Dersim Halkı batıya göç ettirilmelidir. Askeri harekat başlamadan önce tüm silahlar toplatılmalıdır” diyecek kadar gözü dönmüştür.

1935’te, İsmet İnönü, kendi adını taşıyan başka bir raporunda ise ‘’Sınıra yakın yerlerin ve Elazığ, Erzincan ve Erzurum gibi büyük merkezlerin Türkleştirilmesi önem arz etmektedir’’ diyerekten çizgisinin ne olduğunu bir kez daha açıkça belirtecektir.

İsmet İnönü’nün “Dersim’i Islah Programı” yakın süreçte yapılacak olan büyük saldırıya hazırlık maiyetindedir. Dersim’de, Birinci Umumi Müfettiş olarak görev yapan Abidin Özmen’e geniş yetkiler verecek, Korgeneral olan Abdullah Alpdoğan’ı ise sınırsız yetkilerle donatacaktır. Üç aşamalı bir plan olan Islah planı; hazırlık, silahtan tecrit ve yeniden iskan biçiminde hazırlanmıştır.

Mehmet Bayrak bu üç aşamayı:

"Hazırlık ve silahsızlanma üç senede olacaktır." (Gerçekten de üç yıl içinde hazırlık yapılmış, insanlar silahtan arındırılmış ve katliama geçilmiştir. MB)

"Dersim Vilayeti’ni yeni usulde teşkil edeceğiz. Muvazzaf bir Kolordu Komutanı, vali ve üniformalı muvazzaf zabitler kaza kaymakamları olacaktır. Keza memurlardan hiç biri yerli olmayacaktır. Bulundukça mütekait zabitler (emekli subaylar MB) tali (ikinci derece MB)  memuriyetlere tayin olunacaktır" diye belirtmektedir.

Adım adım Kemalist Rejim İsmet İnönü öncülüğünde Dersim’i düşürmek için ciddi planlamalar yapacaklardır. Yukarıda sözünü ettiğimiz esasta Tunceli Kanunu diye bilinen Kanun İsmet Paşa tarafından Kürdistan’a yapılan bir sefer sonucunda ele alıp geliştirilen bir rapordur.

Yıllar sonra Saygı Öztürk isimli yazar-2007 Yılı’nda 1935 yılında hazırlanmış olan “İsmet İnönü’nün hazırladığı Kürt Raporu’nu- İsmet Paşa'nın Kürt Raporu olarak ilk kez kamuoyuna taşıracaktır.

Belirgin bir şekilde göze çarpan maddeleri buraya alarak İnönü’nün ne yapmak istedikleri ve daha sonra Dersim’de hangi felaketlere yol açacağı rahatlıkla görülecektir.

“Ağrı'da Kürtlerin medenileşip, sükunet bulmaları bile kardır. Karaköse, hükümete bağlı bir Kürt şehridir. “

“Iğdır'da Kürtlerin yerinden oynatılmasına ne lüzum, ne imkan vardır.”

“Van ve Erzincan'da acele olarak, Muş Ovası'nda tedricen ve Elazığ Ovası'nda kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız.”

"Diyarbakır, kuvvetli Türklük merkezi olmak için tedbirlerimizi kolaylıkla işletebileceğimiz bir olgunluktadır.”

"Düşman unsurlar içinde saldırgan olan teşkilat Kürt reisleri ve adamlarıdır. Fransız istihbarat zabitleri her istedikleri anda Kürt reislerini çeteler halinde memleketimize saldırtmağa muktedirdirler."

"Mardin vilayetinden çıkarılacak Hıristiyan ve Arapların yerlerini Kürtler derhal dolduracaklardır. Bu hal bizim için pek zararlıdır.”

"Siirt Türklüğe hevesli bir Arap şehridir. Hükümete yakın itaatkar halkı vardır. Havası gayet iyi olan Siirt susuz, pis bir trahom merkezidir. Siirt vilayetinde başlıca kuvvetimiz; idare merkezlerimiz, memurlarımız ve zabitlerimizdir. İdare merkezlerimiz çok kuvvetli olmalı. İcabında konulup kaldırılmak üzere özel adliye rejimi kurulmalıdır."

"Bitlis, Hizan ve Mutki arasında suni olarak daima devlet kuvveti ile vücuda getirilmiş bir Türk merkezidir. Bitlis olmasaydı bizim onu yaratmamız gerekecekti."

"Muş Ovası uzun süre boş kalmayacak, herhalde Kürtler yavaş yavaş dolduracaklardır."

"Van Halkı derlemedir. Bütün halkın ümidi devletin göstereceği ilgidedir. Sağlam bünyeli şarkta Cumhuriyetin çok önemli bir temeli olacaktır. Böyle bir temel Türk hakimiyeti için her bakımdan lazımdır."

“Malazgirt kadar bitkin ve fena bir yer güçlükle tasavvur edilebilir. Halbuki buranın, yeni temiz bir Türk Şehri, Türk Merkezi olarak kurulması bizim için pek kıymetli olacaktır."

"Kürtleri verimli topraklardan nereye göndereceğiz? Hudut üzerinde bulunan yerleri derhal Kürtlerle dolacak. Ağrı'dan geçici olarak gelen Kürtleri de bir yere gönderemeyiz. Sükunet bulmuş olmaları bile kafi bir kardır."

"Bundan 10 sene sonra Sarıkamış'ın ordugahına askeri olarak ihtiyacımız olacağını zannediyorum."

"Kars'ı ve Artvin'i bir an evvel soyup tahrip etmek fikrinde değil, bütün kuvvetimizle son ana kadar muhafaza etmek kararında olduğumuza içeriyi ve dışarıyı kesin olarak inandırmak mecburiyetindeyiz."

"Erzurum'un kalkınmasını az senelerde temin edebilirsek, şimalde hududa karşı ve içeride Kürtlüğe karşı sağlam bir Türk merkezini yeniden kurmuş oluruz."

"Az zamanda Erzincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç Kürdistan'ın meydana gelmesinden kaygılanmak yerindedir."

"Türkler ve Kürtleri ayrı ayrı okutmakta yarar yoktur. İlk tahsili birlikte yapmalılar. Bu, Kürtleri Türkleştirmek için etkili olacaktır."

“Dersim Vilayeti'nin teşkili ile askeri bir idare kurulması ve Dersim Islahı’nın bir programa bağlanması lazımdır.”

“Memur yetiştirecek büyük müesseseler güneyde yoktur. Orta mektebe girecekler içerisinde Kürtlerden de müracaat olursa, onları da reddetmemeliyiz.”

Düşman Dersim’i çaktırmadan kuşatırken Dersim liderlerinden Seyit Rıza, Kemalist rejime bu durumun kaldırılması için mektup yazacaktır. Askeri yapıların durdurulması ve savaş için yapılan tüm ulaşım çalışmalarının da bırakılmasını ister. Ayrıca Kemalist Rejimin silahları toplama kararının da geri alınması ister. Fakat devlet Mülkiye Müfettişi Hamdi Beyin, Şubat 1926’da hükümete sunduğu bir raporda: “Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbanbaşıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti için mutlaka lazımdır” kararlılığıyla bu çıbanı çıkarmakta karar kılmıştır. Bunun için Seyit Rıza’nın dediklerine kulak asmayarak çalışmalarını sürdürecektir. Durumun giderek kritikleşmesi üzerine Dersimliler direniş başlatırlar.

Kürdistan’da 1930’lardaki direnişlerin en sonuncusu Dersim’dir. Dersim Hareketi öncesi Mecliste gerekli hazırlıklar yapılmıştır. Yöre halkından teslim edilmek üzere 200 bin silah istenmektedir. Bu arada Dersim’e tanınan özgün haklar kaldırılmaktadır. Çok bilinçlice yapılan bu tahrik, isyana teşvik ederek ezme planıdır. Nitekim sonradan geliştirilen “Sel Hareketlerinin” önceden planlanmış olduğu ortaya çıkmaktadırlar.

Devletin topyekûn yönelim hazırlıklarına rağmen birlik sağlanamamakta, birçok aşiret devlet yanlısı ve kimi de tarafsızlık adına yerinde durmaktadır. “20-21 Mart 1937 günü, Pah Bucağı ile Kah mut Bucağını birbirine bağlayan Harika Deresi üzerindeki tahta köprünün Demenan ve Haydar anlılar tarafından yıkılması ve telefon hatlarının kesilmesi üzerine devlet aradığı bahaneyi bularak” Dersim’e karşı yıllardır yaptığı saldırı hazırlığını başlatır. “Askeri Harekât öncesinde havadan uçakla atılan 4 Mayıs 1937 tarihli bildiride bölge halkı teslim olmaya çağrılıyor, “Teslim edilenler veya kendiliğinden teslim olanlar dahi Cumhuriyetin adil muamelesinden başka hiçbir şey görmeyeceklerdir. Aksi takdirde, yani dediklerimizi yapmazsanız, her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz” ihtarı yapılıyordu.” Bu bildiriler ile daha önce dile getirmiş olduğumuz işbirlikçilerin araya girerek birçok aşireti pasifiz etmesi sonucu çok sayıda aşiret silah bırakacaktır. Direniş kararı alan aşiretler: Abbasan, Haydaran, Demenan, Yusufan ve Kureyşan aşiretleridir. Halbuki Dersim’de onlarca aşiret ve yüz binin üzerinde bir nüfusun bulunduğunu belgeler bize söylemektedir.

Direniş kararı verilmeden önce Munzur Gözelerinde Seyitlerin ve aşiret reislerinin katıldığı bir toplantıda Seyit Rıza’nın: “Ağalar, Beyler! Artık anlaşılmıştır ki, Gazi Paşa bin bir belaları ile birlikte pusuda yatmaktadır. Dersimi yıkmak, kökünü kazımak için her türlü tertip hazırlanmaktadır. Sanmayın ki, niyetleri bizi haraca bağlamaktır. Elazığ’a astığı astık, kestiği kestik bir paşa getirdiler. Şah Hızır’ın Dersim’ini, Tunceli adıyla şehir yapıp Ankara’ya bağladılar. Dersim’in bütün çevresine asker yığdılar. Baharda da Dersim’e saldıracağını artık uçan kuşlar bile öğrendi. Kullarımız can ve mal kaygısına düşmüşlerdir. Yollarda, köylerde çevirdikleri marabalarımızı yol, köprü ve okul inşaatlarında çalıştırmaktadırlar. Karşı koyanı döverler, söverler. Kullarımıza taş-toprak çektirirler. Maksatları aşikârdır. Dersim’in her bir köşesini dağıtıp sürüm süründürmektir. Cebrail’e yaptıkları muamele tüm Dersim’e indirilen bir şamardır. Yollar, köprüler bu sebeple kurulmaktadır. Pazara, Panayıra inen marabalarımıza Türkçe konuşamaz diye niçin döverler, söverler. Dersim’i kökten değiştirmektir muratları” dediğini birçok sözlü belge bugüne ulaştırılmıştır.

Kıyasıya bir direniş ardından, 1937 Yılı’nda direniş hafızalardan silinmeyecek bir şekilde bastırılır.

Bakanlar Kurulu’nun aynı tarihlere denk gelen gizli kararında ise: “Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen (tamamen) tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür” deniliyordu.

“1 Mayıs’ta Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu bölgeye bombalar yağdırmaya başladı. Bu uçaklardan birini Mustafa Kemal’in manevi kızı ve Türkiye’nin ‘ilk kadın pilotu’ Sabiha Gökçen kullanıyordu. Haziran-Temmuz ayları boyunca köyler yakıldı, yıkıldı, kadınlar ve çocuklar dahil sayısız kişi makineli tüfeklerle tarandı.”

Sergilenen vahşetin anlaşılması için Dersim Katliamı sürecinde 19. Piyade Alayı’nda stajyer olarak görev yapıta daha sonraki yıllarda 12 Mart Muhtırasının imzacılarından olacak olan Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un anılarını okumak yeterlidir. Anılar ve Görüşler kitabında: “…Elazığ’ın biraz uzağında Harput’un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum…” diyerek vahşetinin düzeyini bizlere söylemiş olacaktır.

Kimi tanıklara göre Munzur günlerce kırmızı kan akar. Çok vahşice bastırılan direnişte, işbirlikçi ve ihanetin gölgesi de eksik olmaz. Direnişin komutanı olarak bilinen Alişêr, 9 Temmuz 1937 Cuma günü Kafa köyü yakınlarında kaldıkları bir mağarada Zeynel, Rehber ve Efendi adlı kişiler tarafından katledilir. Alişêr’in başı Zeynel tarafından kesilerek Albay Nazmi Sevgen’e teslim edilir. Alişêr, sanki bu durumu daha önce görmüşçesine şiire dökmüştür:

“Ol Yezid’in fikri Dersim’i vura

Silahlar toplatıp çöllere süre

Zalimler, zannetme bu size kala

İnşallah bir Eroğlu meydana gele

Hak yolunda intikam ala…”

Alişêr’in kafasını keserek Türk Ordusu’na götüren Rayberler ve Zeyneller tarihi tekerrür ettirirler. İhaneti yaşayan sadece bunlar değildir. Dersim’de direnişçilerden birisi de Şahin Ağa’dır. Onu katledecek olan ise TC Devleti’ne ajanlık yapan Hıdır’dır. Seyid Rıza'nın oğlu Bra İbrahim’i katledenler ise Kırgan aşiretine ait kişilerdir. Sonra da kelle avcısı olarak mağara mağara dolaşarak Kürt Direnişçileri’nin kellesi karşılığında altın alırlar. Tabi kendi halkına bu kadar iğrenç ve yabancılaşmış kurtçuklar kullanıldıktan sonra temizleneceklerdir. Zeynel’i daha sonra Türkler idam edeceklerdir. Rayber ise TC devleti tarafından Tışan mevkiinde oğluyla birlikte kurşuna dizerek, bir hainin kendileri için ne anlama geldiğini her zaman yaptıkları gibi göstermişlerdir.

Rayber, Cemilê Çeto, Binbaşı Kasım misali… Hepsi de bir şekilde tohumluk rollerini oynadıktan sonra tasfiye edilirler.

Dersim Direnişi her yere yayılacaktır. Düşman istediğini elde edemeyecektir. Binlerce asker, yüzlerce topla ve yine uçakla saldırmasına rağmen sonuç almaktan çok uzaktır. Dersim’in o görkemli coğrafyası Kemalist orduya aman vermemektedir. Bunu gören düşmanlar tarihte çokça kullandıkları hile taktiklerine başvuracaklardır. Barış teklifi, görüşme isteği…

Erzincan Valisi Seyit Rıza’ya haber göndererek, devletin Dersimlilerin isteklerini kabul edeceğini iletir. Seyit Rıza büyük insan ve komutanı olan Alişêr’i kaybetmiştir. Dr. Nuri Dersimi ise Dersim’de yapılan katliamları dünyaya duyurmak için Dersim’de ayrılmıştır. Ve yukarıda ifade ettiğimiz gibi büyük oğlu Bra İbrahim ve nice yiğit direnişçi çeşitli komplolarla katledilmişlerdir. Seyit Rıza’nın bir nevi kolları kırılmıştır. Bu şartlarda, 5 Eylül 1937 yılında Seyit Rıza birkaç arkadaşıyla birlikte Erzincan’a gitmek için yola çıkar. Yolda karşılaşacağı bir askeri birliğe valinin kendisini istediğini söyleyecektir. Askerler onu ve arkadaşlarını valinin yanına getireceklerdir. Seyit Rıza ve yoldaşları tutuklanacaklardır. Toplam 58 kişiyle birlikte Seyit Rıza da yargılanacaktır. Alelacele yargılanırlar. Mahkeme 11 kişiye idam kararını verir. Ancak öyle bir oyun yapılır ki; eşine insanlık tarihinde az rastlanır şekilde düzmece bir mahkemeyle gece yarısı etraf ışıklandırılıp, gündüz süsü verilerek 7’si idam edilir. Dört kişi yaşlı oldukları için idam hükümleri 30 yıl hapse çevirtilir. Seyit Rıza ise 18 Kasım 1937 (bazı yerlerde bu tarih 15 Kasım olarak geçiyor) yılında Elâzığ’ı Buğday Meydanı’nda infaz edilir. Seyit Rıza gururla idam sehpasına doğru ilerler ve cellâdı iterek ipi boynuna geçirir. Sandalyeye ayağı ile tekme vurup kendi infazını da kendisi gerçekleştirir. Diğer infaz edilen altı Kürt direnişçinin isimleri ise: Resik Hüseyin, Seyd Wuşên, Fındık Ağa, Hasan Ağa, Hasan, Ali Ağa’dır. Tuhaf gelebilir ama Seyit Rıza’nın kendi ayağıyla sandalyeye tekme vurarak ölümün üstüne gitmesini bizatihi bu kirli senaryoyu hazırlayanlardan biri olan Sabri Çağlayangil söyleyecektir.

“Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta hiç kimse yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa bağırdı: ‘Evladı kerbelayıh. Bihatayhı. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingeneyi itti, ip boynuna geçirdi, sandalyeye ayağı ile tekme vurdu ve kendini astı. Gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi de yakıldı...” diyen Sabri Çağlayangil’in kendisidir.

Dersim Katliamı’nın tanıklarından olan başka bir isim ise Dersim Katliamı’nda Albay olarak görev yapan Hulusi Yahyagil’in söyledikleridir: "1938’de bizi Dersim İsyanı’nı önlemeye ve bastırmaya memur etmişlerdi. İsyan dedikleri şey de, bazı dağ köyleri o yıl vergi vermemişti. Bize verilen emir ise tek kelime idi: İmha. Vergi vermedikleri için yok etmek… Bu düşünceyi, bu uygulamayı kim yapabilir? Zorbalar, insanlık suçunu işleyenler. Elbette vergi işin bir yönü; gerçek neden Dersim’i Türkleştirmekti. Ben kıta komutanıydım, bize verilen emir (Canlı hiç bir şey bırakmayın) şeklindeydi…"

Ve tabii ki Dersim Katliamı’nda savaş pilotu olarak yerini alan Sabiha Gökçen’in: "Bombalama sırasında benim için insan önemli değildi, hareket halindeki her şey benim için hedefti” sözlerini de ekleyelim.

Seyit Rıza’nın idam sehpasına giderken söylediği “Evlad-ı Kerbelayız, bihatayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir” cümleler gibi, “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim. Bu bana ders oldu. Ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” sözleri de tüm Kürtlerin belleğinde halen taptaze durmaktadır.

Direnişin liderleri katledildikten sonra ağırlıklı olarak direniş sona ermiştir. Ancak 1938 yılına kadar, farklı yerlerde parça parça da olsa direnişler sürdürülecektir. TC’nin amacı bir direnişi bastırmak değildir. Kaldı ki, bir isyandan ziyade TC’nin saldırılarına karşı geniş bir saha anlamında Dersim bir bütün olarak direnişe geçmiştir. Meşru savunmadan başka yapılan bir şey yoktur. Belirttiğimiz gibi parça parça direnişler, Seyit Rıza’nın idamı ardından da devam edecektir.

TC, tümden bir ibreti alemlik durum yaratmak için saldırılarının hızını kesmeden sürdürecektir. Daha sonra TC devletinin cumhurbaşkanı olacak olan Celal Bayar’ın “Bu yıl, Dersim denilen işi kat’i surette tasfiye etmek için devletin bir tedbiri daha olduğunu ve ordumuzu Dersim havalisinde vazife alacağını ve umumi bir tarama harekâtıyla tedip kuvvetlerine müzahir olaraktan bu meseleyi kökünden söküp atacağını” söyledikleri sözler Dersim’e ne yapılacağını, daha sinsice planlar dahilinde bu süreci devam ettirileceklerine işaret olduğu açıktır. Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları adlı kitaplarda; ”10 Haziran-29 Haziran 1928 arasında 60 (Altmış) köy yakıldı.” 1 Temmuz 1938’den, Eylül 1938’e kadar olan süreçte daha korkunç katliamlar yapılır. Ve sadece eylül Ay’ın ilk 17 gününde “Tarama bölgesi içinde ölü ve diri 7954 kişi çıkarılmıştı” denilecektir.

Özcesi; binlerce insan katledilir. Evleri yakılır, yıkılır. Öyle ki, bir daha kimse buralarda direniş adına bir yaprak bile kıpırdatmamalıdır. Hedef budur. Katliamlar o düzeylere vardırılır ki; bir kişi için binlerce insan operasyonlara çıkartılır. Yakalanan her Kürt Kızı’nın üzerinden yüzlerce ağzı salyalı faşist Kemalist ordunun askerleri geçirilir. Dersim kan ağlar. Binlerce Kürt Kızı ‘Rumi’lerin’- Kürtler Osmanlı ve Türk askerlerine Rumi demektedir- eline geçmemek için kendilerini kayalıklardan ölümün kucağına atarlar. Bunların öncülüğünü yapacak olan Bese’dir. Binlercesi ise, en kuytu köşelerde mağaralara saklanarak, yaşamanın yolunu aralamaya çalışacaklardır. Ancak binlerce paralı ağzı salyalı kelle avcısı mağara mağara gezerek TC askerleriyle birlikte düşmana para karşılığında insan kellesi satacaklardır. Çoğu zaman bu vahşeti yapanlar aynı Dersimlilerin kanından gelen Rayber tarzı satılık iç düşmanlardır. On binlerce Dersimli katledilecektir. Bunlar yetmezmiş gibi; yüzlerce mağaranın ağzı betonlanır ve içerisine sığınan binlerce Dersimli canlı canlı mezara gömülerek ölümlerin en alçakçasına mahkûm edilirler.

Nasıl ki 1988 yılında Saddam tarafından Kürtlere karşı 8 Enfal gerçekleştirilmiş ise, belki de Saddam’ınkinden kat be kat daha geniş çaplıları 1938 yılında Dersim’de hem de tam 13 yerde çok yoğun toplu katliam ve kıyımlar gerçekleştirilir. Osman Akbaş tarafından yazılmış olan “Tarihin İsyanı” adlı kitabında bu yerler:

“1-Halbor’nin aşağısında bulunan Değirman mevkisinde (Abbasanlar)

2- Harçik Dere’sinin sağında ve solunda bulunan 60 km’lik mesafede bulunan yerlerde.

3-Kutuderesi, Gömemiş köyü-söğüt çeşme arasındaki bölgede (Dedemanlılar)

4-Pox nahiyesi Zuzur Deresinde (Haydaranlar)

5-Marçik Deresinde (Yusufanlar ve Haydaranlar)

6-Pax Köprüsü, sandal mezrasında

7-Tunceli Orman Dairesi Bölgesi, Şogek Deresinde

8- Mazgirt’te (Alan aşireti)

9-Nazmiye-Derovan ‘da Kureyşanlar)

10-Nazmiye kasaba kenarında (Miriçik sülalesi)

11-Zel Dağı Bölgesinde

12-Nozat-Ovacık hattında

13-İksor-Axfanos bölgelerinde” diye verilmektedir.

Bu alçakça katliamın jenosidin nasıl yapıldığını, planlandığını görmek için bir iki somut belgeli örnek vermek iyi olabilir.

Çok sonraları CHP’nin başına geçecek olan Kılıçdaroğlu ismindeki kişi zamanının Malatya Emniyet Müdürü olan Sabri Çağlayangil ile yaptığı bir röportajda, Sabri Çağlayangil: “...Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da girer, siz de girebilirsiniz” demektedir.

Radikal Gazetesi’nde çıkan geniş bir yazıda o dönem yapılanlar çarpıcıdır. Katliamın adım adım nasıl ve hangi amaçlarla hazırlandığı gözler önüne serilmektedir: Dersim’deki harekâtın her ne kadar isyanı bastırmak için yapıldığı söylense de yayımladığımız belge ve fotoğraflar, aslında bu askeri harekâtın çok önceden planlandığını ortaya koyuyor. Bu belgelerin en önemlisi ise 1938’deki harekattan tam 5 yıl önce 1933’te eski adıyla Jandarma Umum Kumandanlığı’nın hazırladığı ‘gizli’ eylem planıdır. Yalnız 100 adet basılan, üzerinde ‘gizli ve zata mahsustur’ yazılı kitapçıkta Dersim’in tarihi, coğrafi ve demografik özelliklerinin yanı sıra ‘asayişsizliği’ ile ilgili de bilgiler yer alıyor. Ayrıca Dersim’le ilgili hazırlanan altı rapor da kitapçıkta mevcut. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporuna göre, “Dersim Halkı son derece zeki, kurnaz ve hileci. Aynı zamanda çıbanın başı...” Dersim’deki asayiş sorunlarının tek tek sıralandığı kitapçıkta bölgenin itaatsizliğine de değiniliyor. Kitapçık iki ana bölümden oluşuyor. Dersim’i tanıtmak ve Dersim’in asayiş vaziyeti. İlk bölümde, Dersim’in coğrafi vaziyeti, yolları, suları, nüfus vaziyeti, ırki, iktisadi, zirai, idari, mali, askerlik ve aşiret vaziyetleri anlatılıyor. İkinci bölümde ise Dersim’in asayişsizliği anlatılırken, bu konuda alınacak ıslahı esaslar ve bu çalışmanın safhaları anlatılıyor. Dersim’den hangi aşiretlerin çıkarılacağı planları da yapılmış. Hazırlanan plandaki çarpıcı ifadelerden bazıları şöyle:

“Dersim kıt’ası ahalisi, menaatı mevkiiyeleri hasebile alelekser yaptıkları yanlarına kâr kaldığından bundan cüret alarak hükümete inkiyat (boyun eğmek) etmiyor, vergi ve asker vermiyor...”

Dersimlilerin cidden ıslahı için ittihaz (tutma, sayma) icrası labut tedabire gelince: “Muhtemelen her mukavemeti hesap ederek bunu kıracak kadar 4. ordudan (20. tabur) kuvvet tahsisi...”

Kitapçıkta bazı raporlara da yer verilmiş. Bunlardan biri de Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporu. O raporun bazı bölümleri de şöyle:

“Seyit Rıza’nın bütün aşiretleri ittifakına alması ve harekete şubatta geçmeleri ihtimali hakkındaki keyfiyeti teyit ve tevsik kabil olmamıştır. Yakın bir mülakatın vereceği netayiç ve malumatı arz edeceğim gibi Dersim gittikçe Kürtleşiyor, mefküreleşiyor (ülkü, ideal), tehlike büyüyor...”

Raporun ardından çıkarılan bir de şu sonuç kitapçığa eklenmiş: “Dersim, Türkiye için cehalet, maişet darlığı, dahili ve harici tesvilat ve Kürtlük temayülatı ile bulaşmış, tehlikeli bir çıbandır. Bu çıbanın kat’i bir ameliyeye tabi tutulması lazımdır...”  Bunun için önerilen çözüm: “Dersim Halkı cahildir. Bununla beraber şekavete, tecavüze, soygunculuğa, asıl müessir rüesa olmuştur” diye başlayan bölümün sonunda ıslah çalışmalarının safhaları şöyle anlatılıyor: “Ana yolların inşası, silahların toplanması, reislerin, bey ve ağaların, seyitlerin bir daha gelmemek üzere Garbi Anadolu’ya nakli...”dir. (Radikal Gazetesi)

Başka bir belge ise Kürtlerin başına her zaman büyük bir bela olan İsmet İnönü’nün 1935 yılında hazırladığı rapordur: “Erzincan’da Dersim Kürtlerine karşı vaktiyle set olan Türk köyleri dağılıp zayıflayarak ve Ermeniler kâmilen (tamamen) kalkarak Dersimlilerin istilasına karşı meydan tamamen boş kalmıştır. Köyler Dersim’in semiz halkı ile süratle dolmaktadır. Bu köyler Dersim çapulcu kollarının içeri yayılması için menzil ve yatak rolü yapmaktadır... Dersim Vilayeti’nin yeniden teşkiliyle askeri bir idare kurulması ve ıslahın bir programa bağlanması lazımdır. 1935 ve 1936’da yolları, karakolları yapılacaktır. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa mürettep ve seferber 2. Fırka Kuvvet ilbaylığı emrine 1937 ilkbaharında verilecektir.”

Bu katliam gerçekleştirildikten sonra o zaman ki İngiltere’nin Trabzon Konsolosu, Ankara’daki İngiliz büyükelçiliğine çektiği bir raporunun sonuna: “Artık söylenen şu: Türkiye’de Kürt Sorunu, bitmiştir” diyecek kadar Kemalizm’e olan yandaşlığını gösterecektir.

Sonuç itibariyle: 200’ün üzerinde köy yakılacaktır, binlerce ev tahrip edilecektir. On binlercesi zoraki sürgün edilecektir. Tuhaf olan ise sözde TC’nin yanında direnişin bastırılmasında yer alanların da sürgüne tabi tutulmalarıdır. Yapılan uluslararası hukuk tanımlamalarına göre gerçek anlamda bir soykırımdır. Sistematik yok etme girişimidir. Eğer Jenosid yani Soykırım, toplum kırım ırksal, dinsel, siyasal ya da etnik bir grubun bilerek ve sistemli biçimde yok edilmesi olarak ele alınırsa yapılan Jenosid’in alasıdır. Dersim Soykırımı’nın yapıldığı sıralarda, Hitler öncülüğündeki Alman Nazi Hükümeti de Yahudilere karşı aynı katliamları yapmakla meşguldü. Ne yazık ki, 1945 Yılı sonrasında II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra yapılan antlaşmalar-tartışmalar-protokoller-şartlar-sözleşmeler ile birlikte bu tür katliam türüne “soykırım” denilebilmiş ve uluslararası-evrensel suç-ceza kategorisine alınabilmiştir.

Direniş bastırıldıktan sonra 10 yıl süresince Dersim, “Yasak Bölge“ ilan edilecektir. Kızıl Katliam diye bilinen sistematik katletmenin ardından Kemalist TC, bu kez Beyaz Katliam diye bilinen kültürel soykırımı devreye koyacaktır. Öncelikle Dersim’e boydan boya yatılı okullar yerleştirilecektir. Askeri kışlalar en büyük ve görkemli yapılar olarak inşa edilecektir. Yeni doğan bebelere öncelikle Kemal, Kazım, İsmet gibi isimler verilecektir. Hızlandırılmış özel bir Türkleştirme programı devreye konulacaktır. Zira burada başarılacak bir Türkleştirme kampanyası, dalga dalga tüm Kürdistan’a ihraç edilebilecektir.

Dersim’de gerillacılık yapan arkadaşlarımızın gözleriyle görüp anlattıklarından, hala bugün bile Laç Deresi'nde, Kutu Deresi'nde, Ali Boğazı'nda kurşuna dizilen, İksor uçurumlarından atılan binlerce insanın kemiklerinin varlığını öğreniyoruz.

Nuri Dersimi'nin İntikam adlı şiiri aslında yaşanan vahşetin düzeyini gözler önüne sermektedir. Veteriner Nuri Dersimi kendi gözleriyle gördüklerini şiire dökerken Kürt Gençleri’ne bir de hitapta bulunur:

 

“Ey ırkımın ümidi istikbali olan Kürt Gençliği! Bu naciz eseri sana ithaf ediyorum.

…Yurdundan uzak, yad ellerde kalbi milli izdiraplarla sızlayan, Kürt’ün istiklal ve hürriyet güneşinin doğumuna teşne ruhu alevlenen derbeder bir Kürt’ün intikam mahşerini senin bükülmez pazularından ümit eden Dersimli bir Kürt çocuğunun sana yalnız sana müteveccih feryadına kulak ver!

Ben sana, senin namus ve şerefini lekelememek için vatanın yalçın kayaları, müthiş uçurumları üzerinden kendilerini halaskar ölümün kucağına atan binlerce gelin ve kızlarımızın feryadına inliyorum.

Ben sana, senin hala bu gün bile, namert düşmanın kapısında esaret altında yaşayan, her gün, her an damla damla ölen, milliyeti, dili ve mukaddesatı tahkir edilen köle Kürtlerin derin feryadına ağlıyorum...

Kürdistan’ın zümrüt dağlarından, güneşli yaylalarından sürülerek, Anadolu’nun çorak ovalarında açlıktan ölen, kahpe düşmanın süngüsüyle, kurşunuyla imha edilen ve günahları yalınız ve yalınız Kürt doğmuş olmaları olan kardeşlerimizin gözlerini ölüm kapatırken, onların ümitlerinin ufuklarında sen bir güneş gibi belirdin...

Onların sana, bir tek kelimede tekâsüf eden, amansız amir ve kahhar bir vasiyeti var:

İNTİKAM!

İntikam!

Kürt namusuna sürülen lekeyi temizlemek için.

İntikam!

Süngülenen yüz binlerce Kürt yavrularının feryadını dindirmek için.

İntikam!

Girdaplara atılan, ateşlerde yakılan gelin ve kızlarımızın Kürdistan afakında uğuldayan eninlerini teskin için.

İntikam!

Darağaçlarının altında ölümü kahramanca selamlayan, "yaşasın hür ve müstakil Kürdistan!" diye haykırarak şahadet tacını giyen binlerce vatan kurbanlarının gayelerini tahakkuk ettirmek için.

İntikam…”

Oldukça kanlı geçen bu süreç, kahramanlıkların ve o ölçüde ihaneti de bol olan bir tarihi kesiti ifade eder. Tarihi değerlendirememe, öngörülü olamama, dünya ile bağ kuramama ile içte birlikteliği yaratamama başarısızlığın temel nedenlerindendir. İç ihanet ve sürece cevap olabilecek önderliği yaratamama; büyük çıkışlar yapıldığında da bu büyüklüğe layık disiplini gösterememe de yine başarısızlığın nedenlerindendir. Örnek olarak, Şeyh Said Direnişi’nde görüldüğü gibi şehirler ele geçirildiğinde –hem de Kürdistan şehirleri- yapılan talan, gösterilen düzensizlik, eşkıyalık ve çetecilik bir ur gibi bu direnişin ters tepmesine yol açmıştır. Şeyh Said daha sonra bu duruma müdahale etse de bu bir gerçeklik olarak tarihe geçecektir. Buna benzer olayları neredeyse her direniş sırasında görmekteyiz. Benzer bir durum, Doğu Kürdistan’da İsmail Simko’nun isyanında da görülecektir.

“Savaş bir kültürdür” ya da “bir halkın kültürünün aynasıdır” derken söylenmek istenen bu gerçekliktir. Aşiretler biçiminde başıboş, birbirinden kopuk, keyfi, bildiğini okuyan, talancı kültür, isyanlarda kendisini tekrar bulmaktadır.

Devam Edecek: Tarihsel Olarak İhanetin Yaratmak İstediği Tiplere Çarpıcı Örnekler; Enkidu, Mattizawa, Harpagos…

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Yayınları

Tarih Şimdidir-Kürdistan Tarihine Özlü Bir Bakış

Kasım Engin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html