28 Ekim 2017 Cumartesi Saat 05:26 // Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
Tevhid-İ Teşkilat Yahut Takke Düşerken Kelin Zuhuru

Bugünlerde Avrupa´da ve Ortadoğuda bir hayalet dolaşıyor

Devrimler çağı aniden bastıran bahar gibi geldi...Ancak yerde hala kar var .O kadar çok sürdüki kış , nelerin filizleneceğini bilemiyoruz . Kürt ´ ün tohumu sağlam, erkenden boyveriyor. Kurumuş eski Kürt yerlebir oluyor. Yeni Kürt, baharı müjdeliyor. Çiçekler açarken elbette canlar yanıyor. Hazırız ... Olacaksa baharda yaşam ,olmayacaksa hiç...

Konumuz elbette örgütlü kötülük . Yakından tanıdığım bir çocuk çok çok sinirlendiğinde ,küfür etmeyi daha beceremediği zamanlarda , muhattabına öfkesini       ` kötüsün sen , kötü ,kötü ,kötü  ´   diyerek haykırıyordu. Bu yazının konusu işte tüm iyiliklerin ve güzelliklerin düşmanı olan sistematik kötülük . Yani türk ulus devleti. Kısaca düşman . İyiliğe düşman , güzelliğe düşman ,topluma ,çevreye ,halklara düşman... Korku imparatorluğu , dehşet ve vahşet denizi , karakış cumhuriyeti ... Sıraladığım bu betimlemeler,  sanırım özellikle Avrupa halklarının yüzyıllardır çocuklarına anlattıkları barbar hikayelerindeki betimlemelerin yanında masum kalıyor. Onlar yaşadıkları travmaları sanatla tedaviye giriştiler. Vampir külliyatları, kont drakulalar ve kurt adamlar Viyana önlerine kadar giden erken dönem kötülüğün meyveleri değil mi ?

Bu yazımızda  son yüzyıllık serüveni ışığında  örgütlü kötülüğün elli  tonundan biri olan  Nur-i   Gülenciliğin yerinin koordinatlarını arayacağız.

Ulus devlet yeni tanrı olarak zuhur ettiğinde Türk devlet aklı  (tda)  eski tanrısından hemen kopmadı. Onun (tda) gözünde devlet ´´halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi ´´ sözündeki  puttu. Bu arada , tda dediğimiz  şey putçu veya ulus devletçi dinin ruhban sınıfının temel motivasyonları ,refleksleri ,belleği ve bilincidir . Türk devlet geleneğinde yer alan ve bizim devletle varolan adamlar diyebileceğimiz ,  dini anlatımla türk devlet dininin ruhban sınıfı  tda nın taşıyıcıları ve üreticileridir.Aslında üretici derken dünyadaki diğer meslektaşlarına haksızlık etmeyelim sofistike bir üretimleri pek yok . en büyük maharetleri toplum üzerindeki ikna yetenekleridir  ki bu da hükmettikleri halkın çaresizlikleriyle beslenir . İşkence gibi bir yaşama mahkum edilen halk biraz olsun olağan yaşam için ne derlerse inanır. Yeterince dehşet üretmek için çok fazla zeka gerekmez nede olsa... İşte bahsettiğimiz bu tda 19.yüzyılın başlarında yerlebir olması gereken osmanlı devletinin ömrünü neredeyse bir yüzyıl daha dengeler üzerinde sörf yaparak  ,parça parça dökülerek öyle veya böyle uzattı . Abdulhamitle birlikte putun yerine konacak tanrının kimliği nasıl olmalı diye ciddi arayışlar içerisine girdi. Panislamizm , pantürkizm ,ittihatçılık vb arayışlar bu döneme rastlar. İmparatorluktan kopan her yeni yerden sonra arayışlar derinleşir . montaj sanayi gibi montaj ideoloji aranır. teşkilat-ı mahsusa iyi çalışır zamanın harikaları diyebileceğimiz beyinler hizmete alınır. Kimisi içerde kimisi dışarda ,kimisi pozitif bilimlerde kimisi dini konularda kimisi de askeri tedrisattan geçirilir. Ümmetten halklar kopunca ve enver türkistana ulaşamayınca Kemal bir mesih olarak ortaya çıkar. Kemalizm bu anlamda türk ulus devlet tanrısının dinidir. bazılarınca tanrının yerine konulmaya çalışılsa da aslında Kemal devletle var olan türk ruhban sınıfının  peygamberidir. Mesihi ve Ademi özellikler yüklendiği ve uzunca bir putperestlik dönemi yaşandığı için  bir süre tanrı olarak algılanmıştır. Her peygamberin tanrısıyla ilişkisi spesifiktir ve bu ilişki biçimi dinin karakterini belirler .Ancak o kendisine Atatürk diyerek etrak-ı bi idraktan yüce Türk yaratan bu anlamda yaratıcıyla bütünleşmiş bir peygamberdir.

Türk ulus devletinin kuruluşu bir kurtuluş mücadelesiyle değil bir iç savaş ve soykırımlar ile gerçekleşmiştir. Konjonktür ve egemen devletler kısmi görüş  farklılıkları olsa da bir Türk devletini ortaya çıkartacaktır. Kurtuluş retoriği Kemalizm dininin muhtaç olduğu mitoloji için gereklidir. Egemen devletlerin  laisizm , cumhuriyet vb  dayatmaları yoktur. Bunlar Kemalin yeni bir başlangıçta tercihleridir. İslamcılar, turancılar , batıcılar ,ve devlet arpalığında yetişen türlü zevat yeni dinde yer kapma yarışındadır. Daha başlarken bu dinin ana mezheplerinin turancılık (siyah faşizm), islamcılık(yeşil faşizm)ve batıcı laikçilik (beyaz faşizm) olacağı bellidir.

Siyasal islam , değerler sistemini geliştiremeyen müslüman toplumların modern kimlik oluşturma sürecinde , büyük ihtimalle hegemonik güçlerin arzularıyla şekillenmiş olduğundan habersizce, yöneldikleri bir yoldur. yoldan ziyade bir çukurdur.düşüş halidir bu bağlamda bir suçtur. islamın toplumsal , teolojik ,ve ahlaki özüyle bağdaşmamaktadır. Tek tek ve gruplar (tarikatlar vb) halinde Kürtler için siyasal islam özgün olarak oluşturulamamış değil , oluşturulması denenmemiş modern kimlik oluşumu sürecinde , aynı zamanda bir eşitlenme ,değer görme , dikkat çekme vasıtasıdır. Buyüzden pek çok modern ve postmodern islami harekette Kürtler ya kurucudur, ya da en parlak kadrodur. Aynı sebepten ,Kemalizm dininin her üç mezhebinde de bu bağlamda öncü Kürtlere rastlayabiliriz.

Zamanın harikası Kürt Sait  erkenden keşfedilen bir dehadır . Dini eğitim alıyor. Kulluk ve eğitim sistemi ´´haşa´´ yaratıcılığa yönelmesini engelliyor. ´´affedersiniz´´ Kürtlük , iradesini kırıyor. Ama ´´hepimiz müslümanız ve Allahın kuluyuz´´ diyerek eşitlenme ihtimali doğuyor. Devlet temsilcilerinin ilgisi takibi ve şefkatiyle gençliğinde tanışıyor.  Onyıldan fazla bir süre Bitlis ve Van valilerinin himayesinde , devlet yerleşkelerinde ikamet ederek kalıyor.   Halife Allahın gölgesi  ,emir ül müminin , ona hizmet etmek kulluk vazifesi bilincini sindiriyor . Müslümanların pozitif bilimlere ilgisizliğine üzülüyor  , Kürtlerin geriliğine ise acıyor .Kendisine acıyor aslında  ve emir ül mümininden merhamet dilemek için istanbula geliyor. Ne olur Kürtlere bir okul . Yoksa kötü değiller sadece biraz cahiller ben eğitirim onları ...  Kendini ispatlamak için türlü gösteriler yapıyor , tımarhaneye atıyorlar . Demekki  o kadar zor durumda . Üniversitesini kurmasına onay vermiyor emir . Ancak pekçok Kürt´ e yaptıklarını yapıyorlar eline birkaç kuruş verip git diyorlar. Kürt olmasa sadrazam olabilirdi ama ne yapsın Kürt ... Teşkilat-ı mahsusa da görevli olup olmadığı artık çok önemli değil , savaşa koşuyor . Rus karşıtı mukavemet birliği kuruyor öfkesini komünist ateistlere yöneltiyor. Esaret , kurtuluş sonra fetva kurulunda görev. Kemale örtülü , açık destek veriyor . Artık delilik yapmıyor yeni Sait akıllı saittir. Yeni devletin  kurucular kurulunda yer olmazsa bile kurucu ekollerden olmak istiyor. Risale hareketini başlatıyor . En çok Türk vilayetlerinde karşılık buluyor . Beni en çok düşündüren ise kendi yerine Diyarbakıra yüzbaşı olan talebesini yollaması ,yüzbaşı balkan göçmeni  Mehmet Kayaları ... Nasıl bir anlam vereyim içinden çıkamadım.

Nurculuk 1950 lerden sonra illegaliteden (?)legaliteye geçen cumhuriyetin modern islami akımlarındandır. Soğuk savaşın tipik bir enstrümanıdır. Sait kendisini cumhuriyetçi olarakta tanımlar. Karıncalar ve arılar cumhuriyetçidir Sait onları sever korur . Mercimeğini paylaşır. Eşitlikçidir sıradan anadolu insanını Kürdüyle Türküyle risale düzeyinde eşitler eğitir. Ordu dinsiz olabilir ancak ümmetin ordusudur karşı gelinmez. Ordu ve devlet kutsaldır .Devlete ancak hizmet edilir. En büyük hizmeti devlete kadro yetiştirmektir. Kürtlük ise zaten hiç dikkatini cezbetmemiştir.

Kemalizmin islamcılık mezhebinin en verimli tarikatlarından biri  nurculuktur. Konformisttir, eğitime önem verir seçkin bir idareci sınıf oluşturma heveslisidir. Çilekeştir .  Rabbin yolunda çile ve hizmet ibadettir. Esnektir . Komünizmi  , dinsizliği en büyük düşman olarak görür. Siyasete mesafelidir .Çünkü kendini siyaset üstü yani devletin esas sahibi görür . Devletin partiler ve siyasetçiler üzerinde  değil yetişmiş bürokratlar üzerinde inşa edildiğine inanır. Nurculuğun genetik kodları aşağı yukarı böyle şekillenmiştir.

Gülen ´in Kürt Saitle , pardon nur-i Saitle ilişkisi tavuk yumurta ilişkisi gibidir. Gülen kendisini kimi zaman öğrencisi kimi zamanda öğretmeni olarak görür. ilginç olan şeylerden bir tanesi Sait´in medrese hocalarının adının da fethullah olmasıdır. İlişkilerini zaman ve mekan kavramları ile değil rabıta ile açıklar. Bu yüzden yüzyüze görüşmüş olmak önemli değildir . Gülenin  oluşu Saitinkinden eksik değildir. Eşdeğerdir .  20.yüzyılın bediüzamanı Sait ise 21. yüzyılınki Gülendir. kung fu filimlerindeki gibi zihinsel ve ruhani becerilerini kullanmada üstün yeteneklidirler. Bir çeşit mucizevi adamlardır. Zamanda yolculuk yaptıkları mekana ve zamana bağlanmadıkları olur. Onların bilgileri daha çok esin kaynaklıdır. Seçilmiş kişilerdir. Risaleler kuranın tefsiri gibi ise eğer Gülenin külliyatı risalenin eşdeğeri ve güncellenmiş halidir. Hatta iki külliyatı beraber yazdıklarını bile idda edebilirler .Bu nedenle risaleler üzerinde düzeltme hakkını kendinde bulur. Ama güleni Saitten daha makbul kılan bir şey vardır. Gülen doğuştan Türk olduğunu idda eder. Öyle böyle Türk değil hem de...Erzurumlu milliyetçi turancı  Türk . Edirnedeyken bulgar bir askerin köpeğine atatürk ismini koyduğunu duyması üzerine silahlanıp gidip adamı vurmak isteyebilecek kadar Türk. Türk milleti madem ümmetin lideri olmayı hakeden , halifeliği kılıcının zoruyla almış ve korumuş asil bir halk ,o halde o necip milletin evladı olan Gülen  daha muteberdir. Muteberdir demiyelim de koltuğun esas sahibidir. Sait koltuğun sahibinin kürt habercisi olabilir. Bir nevi vaftizci Yahya  ile İsa ilişkisi ... gülen saiti dünya gözüyle görmemiştir. Maazallah bir Türkün bir Kürt ´ün elini öpmesi faciası böylece gerçekleşmemiştir. Devlete yaklaşım konusunda bir diğer farklılık ,  sait devlete ancak hizmet eder Gülen ise hem hizmet eder hem de yön verir .

Sait ve Gülenin ortak yönlerinden en önemlisi düşman algılarındaki ortaklıktır. Batı ulaşılacak hedef ve partner iken komünizm , rus , dolayısıyla şia düşmandır. Batıya karşı kompleks müslüman kimliğinin eşitleyici iksiri ile aşılmaya çalışılır. Gelişmiş batı toplumlarının bir parçası olmak ve ordan aldığı icazetle doğu toplumlarının meşru yöneticisi olmak Saitin ve nice Kürt ´ün trajedisine ne kadar da benziyor . Eziklik baki mi ne ? Sonsuz nur adeta sonsuz trajedidir.

Gülen , Kemalizm denen dinin üç mezhebinin de gereklerini yerine getirebilecek esnekliktedir. Turancıdır, batıcı ve laiktir , islamcıdır.  Zaten devletin bir bileşeni olmak için bu üç özelliği barındırmak farzdır. Soğuk savaşın komünizmle mücadele fideliğinde yetişmiştir. Türk ulus devleti kuruluş döneminden başlayarak nasıl ki verilen rolleri oynayarak ayakta kalıp güçlendiyse Gülende rolünü en iyi oynayan bir aktördür. Burda bir parantez açarak bir hususu açığa kavuşturmalıyız . Türk ulus devletinde kovuşturmaya uğramak yargılanmak devlete mesafeli olmanın değil aslında bağlılığın da bir göstergesidir. Son on yılda ki ergenekon yargılamaları bunun en iyi ispatıdır. Devlet yargılayarak tartar toplumdaki karşılığını ölçer. Kafkaesk bir ilişki ile sürekli tanrı karşısında ki duruşunu sorgulatır. Tanrı dediğin şey sürekli hesap sorar , sen ifade verirsin .Mahkemeler bunu zabıt altına alır . Ruhsuz yasalar mahkemelerde canlanır ahtapotun kolları gibi sarar ,kuşatır .Sait de Gülen de sürekli yargılanırlar . Kemalizmin laik hizmetkarlarına hesap verirler .Hesap verdikçe bağlılıkları ve hayranlıkları artar .

Gülen devletin sahibidir. Tüm siyasetçilere eşit mesafede ancak Ecevitle ayrı bir muhabbettedir. İkisininde devlet hiyerarşisindeki yeri sanırım eşittir. Şimdi bu hiyerarşi meslesini biraz açalım. Türk ulus devletini tanrı, kemalizmi de din olarak tanımladık . Dinsel hiyerarşi tanrı rızasıyla oluşur. Reelde Türk devlet teşkilatının ayrıntılarına vakıf değiliz . Göründüğü gibi olmadığından eminiz ama . Tanrı rızası almak için , dinin gereklerini yerine getirmenin yanında sonsuz bir adanmışlık gerekir. sadece ibadet ve ritüeller yeterli değildir.Adanmış ruhlar bir süre sonra dinin direklerine dönüşür . Din bu direkler üzerinde yükselir . Kemal , İnönü ,Çakmak ,Sait, Denktaş, Ecevit , Gülen vb leri bu sınıfa girenlerdir. Ecevit 60 lı ve 70 li yılların devrimci dinamizmini çarpıtarak kemalizme bağlamış , solun köküne kibrit suyu dökmüş , Amerikanın verdiği rolü Türk ulus devletinin menfaatleri doğrultusunda oynamış bir ajanprovakatördür. Cumhuriyetin altın çocuğudur. Gülenin adanmışlığı onunkinden aşağı değildir. Türk ulus devletinin geleneksel İstanbul ,İzmir merkezli , Avrupai , Ali Kemal kılıklı kadrolarına alternatif anadolu çocuğu , mütedeyyin , zeki,çilekeş ve itaatkar Sait kılıklı kadrolaşması son altmış yıldır nurcularca sağlanmıştır dersek sanırım abartılı olmaz. Bunun içerisinde son otuzbeş, kırk yılda Gülenin gayretleri özel bir yer tutar. Her düzeyde ve her türden kadro imalatı Gülenin en büyük meziyetidir. Türk ulus devletinin , Türk devlet aklının tüm örgütlenme deneyimlerinin toplamı veya birliği diyebileceğimiz bir teşkilatı kurabilmiştir. Bu kadrolaşma sayesinde kurgusal Türk ulus devleti ömrünü uzatabilmiştir.

Nurculuk ve özelde Gülen teşkilatı özel harp dairesinin özel ilgisine mazhar olduğu için kısmen Amerikanın etki ve bilgi alanında olmuştur. Ama teşkilata damgasını vuran Türk istihbarat servisidir. İstihbarat servislerinin birinci önceliği devletin devamını sağlayacak kadrolar yetiştirmektir.  Bu bağlamda Gülen hareketi Türk istihbaratının önemli kaynaklarından ve operasyonel sahalarından biridir. 90 lı yıllarda ortaasya cumhuriyetleri ile başlayan uluslararasılaşma süreci ile birlikte teşkilatın özelliklede yurt dışı birimleri istihbarat teşkilatlarıyla bütünleşmiştir. Buna rağmen damgasını vuran yine Türk istihbaratıdır. Amerikanın etkisi sınırlıdır. 90 lı yıllardan sonra Amerikanın Türk istihbaratı üzerindeki etkisinin zayıflamasına paralel olarak Gülen teşkilatında  da Amerikan etkisi sınırlanmıştır. Gerçekleşen eşgüdüm değil ortak çıkarlar doğrultusunda işbirliğidir. 99 yılında Kürt halk önderinin esir alınıp Türklere verilmesi karşılığında Gülenin amerikaya alınması ilginçtir. Kimi zaman hüzünlü gurbet kimi zaman rehin alınma olarak tanımlanmış olan bu ikamet değişikliğini  ben Türklerin amerikayı fetih gayreti olarak görüyorum.

Gerçekte olan şuydu Kürt halk önderinin Türklere verilmesi karşılığında biri  rehin alınacaktı . Ecevitin muadili Gülen , Ecevitin başbakanlığında rehine olarak ABD ye götürüldü. Türk ulus devletinin suistimallerini engelleme amacıyla bu yönteme başvuruldu. Ancak Türk devlet aklı Gülenin yeteneklerine fazla güveniyordu . Amerikayı içten fethedecek plan devreye sokuldu. Bir yandan Türk ulus devleti için öngörülen stratejik planlamayı oyalamayla geçiştirirken öte yandan Amerikaya Türk devlet aklının kalıcı izlerini vuracak yapılanmalara gidildi. Amerikaya nitelikli Türk göçü teşvik edildi . Yüzlerce okul kuruldu .Türkiye den onbinlerce öğrenci getirildi bir okadar öğrenci yerelden devşirildi .Türkiye küçük Amerika ya da Amerika büyük  Türkiye olacaktı. Televizyonlar ,radyolar,dernekler ,lobi kuruluşları  ,şirketler vs. kolonileşme gerçekleşti. Amerika , Türk ulus devletinin taahhütlerini gerçekleştirmesini beklerken TDA tarafından oyalandı . Bu arada rehine ve teşkilatına atfedilen önemden dolayı Türk ulus devleti içerisindeki Amerikan etkisi daraldı .TDA  nın rehineyi verirken umduğu sonuçlardan biri de zaten buydu .

Fehmi Koru gazeteci kılıklı ´´yetenekli bay ´´ devletle var olan adamdır. Bir bürokrattan daha fazla bürokrat , bir siyasetçiden daha fazla politiktir. Onu nasıl tanımlıyabiliriz diye 22 yıldır düşünüyorum. Bulduğum en gerçekçi sonuç ´´devletin sivil kökenli stratejisti´´ tanımıdır.  Demekki devletin strateji dairesi de var. Ama sivil ve asker olarak ayrılıyor mu ? Hani her Türk asker doğardı ? Yalçın Küçük , Fehmi Koru , gibiler asker değil , kısa süreli askerlik görevi de yapmış olan , yani askerlikten de çakan sivil görevli diyebilirmiyiz ? İşte bu Fehmi Koru , cemaatin en tepesindeyken  olağanüstü yıl olan 99 da milli görüşün gazetesi olan yeni şafak a geçerek stratejik planlama işinin inceliklerini döktürdü. Amerikancı nur geleneğinin artık en büyüğü olan , sivil toplum örgütçülüğünden  gelen ,kadro hareketi olarak biçimlenen , Gülen geleneği ile Almancı  , doğuştan siyasi parti geleneğine sahip , alt tabakalarda daha örgütlü milli görüş geleneğini birleştirme işine koyuldu . Yeşil Kemalizm bir zaruret haline gelmişti . Düşman kardeşlerin nikahını ´´yetenekli bay Koru ´´ devlet adına kıydı . Sonraki süreçte işin dramatizasyonu tamamlanarak bir hikaye oluşturuldu . Devlette nöbet değişimi zamanı gelmişti . Yeşil faşizm kitlesel ve örgütsel olarak sahaya sürülmüştür.

99 dan 2016 ya kadar süren kutsal yeşil Kemalist koalisyon niye bozuldu ? Gerçekten bozuldu mu ? Hem bozuldu hem bozulmadı demek için yığınla gerekçe var. Kürt politikası yüzünden ayrışma oldu deniyor. Cemaatin Kürt politikası ´´ hur bajo , kur bajo, ga ne eşine´´ olarak özetlenmişti. Peygamberi Türk askerinin pikabına indirecek kadar militaristtiler üstelik . Öyle kutsal ittifakı bozacak bir ayrışma olmadı olamazdı çünkü kıbleleri bir  o da Kemal ...E o halde bu öfke bu kan ne diye? ... Ayı yavrusunu severken öldürüyor mu?  Amerika yıllardır oyalıyorsunuz artık yeter kimseyi kandırmayın dedi ve elindeki rehineyi kullanmak istedi . TDA hemen harekete geçti önce bitsin bu hasret dedi , sonra seni bekliyoruz artık gel dedi başka çare kalmayınca   rehineyi yok ederek şantajı etkisizleştirmeye çalıştı olayın özeti budur. Tabi rehine bir kişi şahsında bir kadro hareketi olduğu için iş biraz kapsamlı . TDA kadroları farklı şekilde kullanmayı kararlaştırdı . Çoğunluğunu Türk diasporasına dönüştürerek özellikle Kuzey Amerika ve Avrupada Kemalist Türk kolonileri kurarak belki de yüzyıl sonra o bölgelerde hakimiyet kurma planı yaptı . Tıpkı Memlüklerin Mısırdaki hakimiyetleri ya da Moğolların Hindistan coğrafyasındaki varlıkları gibi ... Azınlık bir fedai grubunu Amerikan karşıtı politikalarda , sanki Amerika tarafından yönlendiriliyorlarmış gibi kullanmak üzere derdest etti . Çekirdek bir grubu sanki hizmet edecekleri yeni efendiler arıyorlarmış gibi çeşitli istihbarat örgütlerine kanalize etti . Çeşitli uluslardan devşirdiklerini ülkelerinin siyasetinde etkili olsunlar diye hızlandırma yoluna gitti . pek çoklarını ise itirafçı oldular diyerek tövbe sürecinden geçirmek suretiyle faşizmin propagandasında kullandı . Ancak hiçbiri gerçek anlamda devletle mücadele edebilecek bir irade ortaya koyamadı . Eğer gerçek bir savaş varsa o da devlete en iyi ben hizmet ederim diye verilen hizmet savaşıdır diye biliriz . Olup olmadığını zaman gösterecektir ancak eğer varsa  devleti , itaatkarlığı , suistimali sorgulayabilecek az sayıda vicdan sahibi insan , yakinen tanıdıkları devlete güçlü darbe de indirebilirler . Ki beklenen vicdanlı olanların çıkma ihtimalinden ziyade nato nun gerçek anlamda devşirmiş olabileceği ihtimali olan bireylerin türk ulus devletinin mezar kazıyıcılarına dönüşmeleridir.

Bilal Andok

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html